Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Collapse

Müşriklerde Cin-Şeytan İnancı

Collapse
X
  •  
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Müşriklerde Cin-Şeytan İnancı

    Müşriklerin Cin ve Şeytan İnancı

    İslâm öncesi müşrik Arap toplumunda, ruhların, iyi ve kötü güçlerin önemli bir yeri vardı. Onlar, bazı kaya­larda, ağaçlarda, kuyu, mağara ve benzeri yerlerde, insa­na tesir edebilecek bazı güçlerin varlığına inanıyorlardı. Onlara göre, ruhlar âleminin iyi ve faydalı olanlarını, me­lekler ve bir kısım cinler; kötü ve zararlı olanlarını da, şeytanlar ve cinlerin diğer kısmı teşkil ediyordu. Câhiliye Arapları, cinleri de Allah'a ortak koşarak[1][688], onları bir nevi tanrı sayıyorlar; başlarına gelen olayların çoğunu onların yaptığına inanıyorlardı. Zararlarından ko­runmak için de onlara tapıyorlardı. [2][689] Hatta Al­lah ile cinler arasında bir soy birliği olduğunu ileri sürü­yorlardı. [3][690] Cinlerin kabileler ve gruplar halinde yaşadığı; bir­birleriyle zaman zaman savaştıkları; insanları kaçırıp öldürebildikleri; insanlarla evlenen cinlerin olduğu; bazı cinlerin insanlara yardım ettiği; yılan gibi bazı hayvanla­rın şekline girebildiği; genellikle tenha, kuytu ve karanlık yerlerde yaşadıkları; bazı insanları istila ederek delilikle­re sebep oldukları; insanlar gibi yeyip içtikleri, câhiliye dönemindeki insanlarca da kabul edilmekte idi.[4][691] Onlar yeni bir eve yerleştiklerinde veya yeni bir kuyu kazdıkla­rında veya benzer bir iş yaptıklarında, kötülükleri dokun­masın diye, cin ve şeytanlar için kurbanlar keserlerdi. Keza müşrik Araplara göre cinlerin, ifrit, şeytan, ğûl, sa'lât ve şakk gibi çeşitli sınıfları vardır ve mesela ğûl, çe­şitli şekillerde görünür, çöllerde ve ıssız yerlerde yolcula­ra musallat olup, onları şaşırtır ve helak eder.[5][692]
    Mücâhid'den gelen bir rivayete göre, müşrikler,
    "Melekler, Allah'ın kızlarıdır." demişler; Hz. Ebû Bekir (r.a),
    "Öyle ise anneleri kimdir?" diye sorunca da,
    "Yüce cin kızlarıdır." cevabını vermişlerdir.[6][693] Bu da müşrik Arapların cinlere; bazan Allah'ın hanımları, bazan da kız­ları olarak bir nevi ilahlık verdiklerini gösterir. Onlar, kendilerini çevreleyen tabiatın; insanlarınkinden üstün, fakat özel vâsıtalarla kendi hizmetlerine alınabilen kuv­vetlerle dolu olduğuna inanıyorlardı. İşte bunlar, müşrik­lere göre, Allah'ın kızları olan cinlerdi. Dolayısıyla cinler, hayır ve şer işler yapmaya muktedir sayılıyorlardı. Onla­rın sevgisini kazanmak, onlara saygı göstermek, ibadet etmek ve böylece şerlerinden emin olmak gerektiğine ina­nıyorlardı. Allah Teâlâ, bir tefsire göre,
    "Ben onları ne göklerin, ne yerin, ne de (müşriklerin) kendilerinin yara­tılmasında hazır bulundurmadım. Ben, saptırıcıları ken­dime yardımcı tutmuş değilim" [7][694] buyurarak, müşriklerin bu sapıklığına işaret etmektedir.[8][695]
    "(Tuttu­lar) cinleri Allah'a ortak yaptılar. Halbuki o cinleri de O yaratmıştı. Herhangi bir bilgiye dayanmaksızın Allah için oğullar ve kızlar uydurdular. Allah, onların söyledik­lerinden münezzeh ve yücedir." [9][696] âyetinde de, müşriklerin bu inançlanndaki mantıksızlığı ve çelişkileri ortaya koyuyor.
    Câhiliye çağında adamın birisi ıssız bir vadide yat­mak veya bir müddet kalmak istese, "Ey bu vadinin azizi, senin emrinde olan sefihlerden sana sığınıyorum." der ve böylece o vadinin efendisi olan cinin kendisini koruyacağına inanırdı. İşte bu şekilde bu insanlar başları sı­kıştıkça ve bir gayeye ulaşmak istedikçe önce cinlere yal­varırlardı.[10][697] Bazıları da şöyle demişlerdir: "Câhiliyede insanlar, kıtlık senesine mâruz kaldıklarında gözcülerini ve öncülerini sağa sola gönderirlerdi. Gözcü, otlu ve sulu bir yer bulunca, kabilesine döner ve onları oraya çağırır­dı. Onlar oraya vardıklarında, oranın cinini kastederek, "Biz, bize bir belanın isabet etmesinden, bu vadinin efen­disine sığınırız; rabbine sığınırız!" diye seslenirlerdi. Eğer onları birisi korkutmazsa, orada konaklarlardı. Ama ço­ğu kez, cinler onları korkuturlar ve onlar da oradan ka­çarlardı... İşte bu şekilde insanlardan bazıları, kendileri­ni cinlerin sarıp bürümesinden korkarak, cinlere sığınıp, onlardan medet umuyorlardı. Bu insanlar, Allah'a sığınmayıp onlara sığınınca, cinler onları hakir gördüler, üzerlerine saldırdılar, böylece de onlar üzerindeki zulüm­lerini artırdılar. Atâ'nın ifadesi ile, onları çarptılar ve onları boğdular".[11][698] Allâhu a'lem bu çarpma ve boğma, zaten korkmakta olan bu insanları iyice korkutarak de­lirtme şeklinde oldu. İşte "İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınıyor, böylece o cinlerin az­gınlığını artıyorlardı." [12][699] âyeti, bu sapık inançta iki taraflı bir etkinin olduğunu anlatıyor.
    Hz. Peygamber (a.s)'e birara Cebrail (a.s)'in gelme­mesi üzerine, müşrik bir kadının hakaret olarak söyledi­ği, "Ey Muhammed, umarım ki şeytanın seni terketmiş; iki-üç gecedir onun sana geldiğini görmüyorum."[13][700] şek­lindeki söz, câhiliye döneminde her şairin bir cini olduğu ve ilhamlarını ondan aldığı inancının bir ifadesidir. Kur'ân-ı Kerîm de dil ve üslup özellikleri açısından edebi­yatın zirvesinde olduğu için, başlangıçta Araplar, Rasûlullah'ın da bir şair, dolayısıyla da ilhamını cinlerden alan bir insan olduğunu iddia ettiler. Günümüzdeki "il­ham perisi" tabiri bu inancın kalıntısıdır.
    Bunlara benzer birçok inanç câhiliye döneminde vardı. Gerek müşriklerin, gerek diğer din mensublarının bu tür inançlarının tümüyle hurafe olmadığını, bir kısmımn İslâm'daki inanca uygun düştüğünü, konu ilerledikçe göreceğiz. Bu normaldir; çünkü Hz. Muhammed (a.s) ilk ve tek peygamber değildir. Ondan önce nice peygamberler gelmiştir.
    "Andolsun ki biz, (ey Muhammed) senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan kimini sana anlat­tık, kimini de anlatmadık.." [14][701] âyeti, ismi Kur'ân'da geçmeyen nice peygamberlerin olduğunu haber vermektedir. Bütün bu peygamberler, insanlık tarihi bo­yunca aynı gerçekleri tebliğ etmişlerdir; Allah'tan, dünya­dan, âhiretten, cennetten, cehennemden, melekten, insan­dan, cinden ve şeytandan bahsetmişlerdir. Dolayısıyla bizden önceki ümmetlerden gelen birtakım bilgilerin Kur'ân vahyine uygun düşmesi, bunların geçmiş vahiyler­den artakalan şeyler olduğunu gösterir. Kur'ân'a uyma­yanların da, zamanla bozulmuş ve asıl şeklini kaybetmiş şeyler olduğuna inanırız.




    [1][688] En'am: 6/100.

    [2][689] Sebe: 34/41.

    [3][690] Sâffât: 37/158.

    [4][691] Şahin, M. Süreyya, 5-8.

    [5][692] Velizâr, s. 22.

    [6][693] Âlûsî, 23/151.

    [7][694] Kehf: 18/51.

    [8][695] Yıldırım, s. 342-345.

    [9][696] En'am: 6/100.

    [10][697] Râzî, 22/178; Elmalılı, 8/5400-5401.

    [11][698] Râzî, 22/179.

    [12][699] Cin: 72/6.

    [13][700] Buharı, Fezâilü'l-Kur'ân, 1; Müslim, Cihad, 115 (3/1421-1422).

    [14][701] Mü'min: 40/78.



    Mumsema "makaleler" başlığımızı ziyaret eder misiniz. yorum yazana dua ederiz

    TIKLA OKU


    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI
Daha önce girdiğiniz içerik kayıt edilmiştir.içeriği geri yükle yada Sil.
Auto-Saved
Big Grin :D Frown :( Embarrassment :o Confused :confused: Smile :) Stick Out Tongue :p Wink ;) Mad :mad: Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
x
Insert: Thumbnail Small Medium Large Fullsize Sil  
x

Resimin üzerinde gösterilecek Mesajı veriniz

Güvenlik Kodu Grafiği Resmi Yenile

Unconfigured Static HTML Module

Collapse

Static HTML Module Content
Hazırlanıyor...
X