Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Mutezile mezhebinin temel görüşleri

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Mutezile mezhebinin temel görüşleri

    Mutezilenin Temel Görüşleri, Mutezile mezhebinin özellikleri

    Mutezile Mezhebinin Kurucusu, Özellikleri, Görüşleri (kısaca)

    Bir kelam ekolü olarak ortaya çıkan Mu`tezIle, İslam dininin asli hükümlerinin aklen temellendirilmesi, sistematik hale getirilmesi, izah ve ispat edilmesi, karşı fikirlerin cevaplandırılması gibi konularla meşgul olmuştur. Siyasi, felsefi vb. hususlar bu çerçeveye yardımcı olduğu ölçüde ilgi alanlarına girmiştir. Mese-la, tabiat felsefesi onlar için tevhidin temellendirilmesine bir va-sıtadır. Aynı şekilde imamete emir bil-ma'rüf nehiy ani'l-münker esasını temellendirmek amacıyla önem vermişlerdir." itikadI alanı sistematik bir şekilde ifade eden ilk mezhep Mu`tezIle'dir. Başlangıçtan itibaren Mu`tezile kelamcılan İslam dininin temel ilkelerini "usül-i hamse" başlığı altında ele almışlardır. Bununla birlikte usül-i hamse, aynı dönemde bir bütün olarak ortaya çıkmamış, aksine tarihi bir süreç içinde peyderpey teşekkül etmiş ve zamanla Mu`tezileye mensubiyetin en önemli göstergesi olmuştur. Nitekim Hayyât, bir Müslümanın Mu`tezileye mensup olabilmesi için beş esasın hepsini kabul etmesini gerekli görür. Kâdi Abdülcebbâr da usûl-i hamse'den birine dahi muhalefet edenin bazan kâfir, bazan fasık, bazan da muhti (ha-talı) olacağını kaydeder.23 Usül-i hamse, kronolojik süreç dikkate alınarak şu şekilde açıklanabilir:

    a. El-Menzile Beynel-Menzileteyn (İki Mevki Arasında Bir Yer)

    Yaygın anlayışa göre bu kavram, büyük günah işleyen bir Müslümanın ne mümin ne de kâfir olduğunu, bu ikisi arasında bir yerde bulunduğunu ve bu günahından tövbe etmediği takdirde ebedi olarak cehenneme gideceğini, ama cezasının kafırlerden daha hafif olacağını ifade eder. Bu esas, büyük günah işleyen müminin küfrü gerektiren bir inkarda bulunmadığı için kafir ol-mayacağı gibi, işlediği günah sebebiyle imanda da kalamayacağı, bu ikisi arasında bir yerde bulunacağı şeklinde açıklanmakta ve Mu`tezile bu kişiyi "fasık" diye nitelendirmektedir; onlara göre fasık tövbe etmeden öldüğü takdirde ebediyen cehennemde ka-lacaktır. Mu`tezile ekolünün ilk teşekkül eden görüşü Vasıl b. Ata'nın ortaya koyduğu "el-menzile" prensibidir. Ekolün ortaya çıkma-sında ve diğer gruplar arasında belirgin bir yer edinmesinde başat bir rol oynamıştır. Hatta mezhebin teşekkülünde oynadığı rolün önemine binaen bu ekol mensuplanna "Menaziliyye" adı dahi verilmiştir. Fikirleri, ortaya çıktıklan zaman ve hadiselerle birlikte değerlendirdiğimizde söz konusu dönemin en önemli tartışmalanndan birinin, Müslüman olduğu halde büyük günah işleyen bir kimsenin dini konumunun ne olacağı hususunda yoğunlaştığı görülür. İşte burada Vasıl, kendisinden önce bu konuda görüş beyan eden Haridler ve Mürcie'den farklı olarak "el-menzile" görüşünü dile getirmiştir. O, bu yaklaşımıyla farklı görüşler ara-sında ortak bir nokta bulmayı amaçlamış; bu görüşünü siyasi alana da uygulayarak Hz. Ali ile Muaviye taraftarlanndan biri-nin hatalı olduğunu, fakat tespitinin mümkün bulunmadığını, dolayısıyla haklannda karara varmayıp konuyu Allah'a havale etmenin gerektiğini söylemiş, hem Aliyi hem düşmanlannı tekfir eden Haricilerle her iki grubu da mümin sayan Mürcie arasında ara bulucu olmak istemiştir. Bu esas, başlangıçta siyasi bir çıkış iken zamanla itikadi bir ilke haline dönüşmüştür. Bu kavram çerçevesinde iman, küfür, nifak, fısk, kebire ve mürtekib-i kebire gibi kavramlar tartışılmıştır. Wsıl, "el-menzile" görüşüyle amelin imanın bir parçası oldu-ğunu kabul etmektedir. Büyük günah işleyen bir kimse gunahl sebebiyle imandan çıkmış, fakat küfre düşmemiştir. Eğer tövbe ederse iman yurduna tekrar geri dönecektir. Aksi takdirde imansınırlarının dışında kalacaktır. Böylesi bir kimseye büyük günah işlediği için "fasık" denir ve tövbe etmediği takdirde ebediyen cehennemde kalır.
    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

  • #2
    b. Vaad ve Vaki Esası (Mükafat ve Ceza Verme Sözü )

    Bu esasta geçen vaad sözcüğünden maksat, yaptığı iyilikten dolayı gelecekte bir kimseye bir faydanın ulaştırılacağını veya ondan bir zararın giderileceğini bildiren haber; vaid'den maksat ise yaptığı bir kötülükten dolayı kişinin bir zarara uğrayacağı-nı yahut bir faydadan mahrum bırakılacağını içeren haberdir. Mu`tezileye göre vaad, Allah'ın iyilik yapanlan Kur'an'da söz verdiği şekilde mutlaka mükâfatlandırması ve bu hususta sö-zünden asla dönmemesidir. Vaid de kötülük yapanlar ve günah işleyenler için belirlemiş olduğu cezalan mutlak uygulaması ve bu husustaki tehdidinden asla vazgeçmemesidir. Halbuki diğer İslam mezheplerine göre Allah vaadinden asla dönmez, ancak vaidinden dilerse dönebilir ve kötülük yapanlan dilerse affede-bilir. Mu`tezile ise, Allah'ın vaadinden dönmediği gibi, vaidinden de dönmeyeceğini iddia eder. Onlara göre Allah'ın vaad veya vaIdinde durmaması, verdiği haberin vakiaya uygun olmaması söz konusu değildir. Bu sebeple dünyada iyilik yapanlan mükâ-fatlandırması, günah işleyenleri de cezalandırması zorunludur. Allah'ın emirlerine uyup işlediği büyük günahlardan tövbe etmiş olarak ölenler ahirette mükâfatı hak eder, büyük günahlardan tövbe etmeden ölenler ise cehennemde ebedi olarak kalır. Ancak bunlann azabı kâfirlerinkinden daha hafiftir." Dolayısıyla büyük günah işleyen bir kimsenin eğer tövbe etmemişse- affedilmesi vaid ile alakalı ayetlerin içeriğine ters düştüğünden kabul edil-mesi söz konusu olamaz. Mu`tezile vaad ve vaid başlığı altında iman, fısk, küfür, ke-bire, tövbe, kötülüklerin iyilikleri boşa çıkarması, iyiliklerin gû-nahlara kefaret olması, sevap, ikab, şefaat, ivaz, kabir azabı gibi ahiret ahvali, bunlann maddi varlıklara tekabül edip etmediği, büyük günah işleyenlerin cehenneme girdikten sonra oradan bir daha çıkmayacaklan gibi konulan ele almaktadır.

    c. Emr bil-ma'ruf ve'n-neby ani'l-münker (iyiligi Emretmek Kötülükten Sakındırrnak)

    Mu`tezIle'ye göre her Müslümanın iyiliği emretmesi ve kötülükten sakındırması zorunlu bir görevdir. İmkân dahilinde her Müslüman bu görevi yerine getirmeli el, dil veya kılıçla/silahla kötülüklerden insanları sakındırmalıdır.25 Mu`tezilIler, ilk zamanlar bu esası uygulayarak Berahime, Mecusilik, Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinlere; Mücessime, Müşebbihe, Râfizilik, zındıklık gibi mezhep ve akımlara karşı İslam'ı güçlü bir şekilde savunmuş, bu amaçla Horasan ve Maveraünnehir'e kadar gitmişlerdir. Aynca bu esası ahlak bozukluklarını önlemek, toplumu ıslah etmek, adaleti yaygınlaştırmak amacıyla tatbik etmişler; fakat Havaric ve Şia'nın yaptığı gibi bunu iktidardaki yöneticilere karşı toplu-mu kışkırtmak için bir araç olarak kullanmamışlardır.26 Ancak sonraki devirlerde bu tutumlarını değiştirerek muhalefette iken bazı isyan hareketlerini desteklemede olduğu gibi, iktidarda iken mihne/baskı olaylarında görüldüğü üzere muhalifleri yola getirme ve hasımlan susturma hususunda bu esastan faydalanmışlardır. Bu prensibin zulme karşı güçle karşı koyma ve adil olmayan yö¬netime isyan etme şeklinde siyasi bir boyutu vardır. Aynca iyili¬ğin yerleştirilmesi ve kötülüğün ortadan kaldırılması şeklinde de ahlaki bir yönü bulunmaktadır.27

    d. Tevhid

    Allah'ın zatında, sıfatlannda ve fiillerinde bir ve tek olduğunu kabul etme anlamına gelen tevhid, usül-i hamsenin temelini teşkil eder. Muttezile mensuplarının tevhid konusuna yaptık-lan bu vurgu onların özellikle sıfatlarla ilgili duyarlılıklarından kaynaklanmaktadır. Çünkü onların döneminde İslami çevrede oluşan gruplardan Sıfatiyye, Allah'ın zatından ayn kadim/ezell manalar olarak zati sıfatlara sahip olduğunu söylüyor; Haşviyye O'na makam, cismiyet gibi maddi manalar nispet ediyor, Bâtıniye ise Allah'ın sonradan oluşmuş (hâdis) zati sıfatlara sahip bulun-duğunu savunuyordu. Öte yandan Hristiyan camiasında aslında tek olan Tan'nın üç uknum halinde düşünüldüğü, dolayısıyla uknumlardan her birinin kadim manalara tekabül ettiği ileri sü-rülüyordu. Bu sebeple MuLtezile, tevhid prensibini Allah Teala'yı sıfatlardan arındırma anlayışı üzerine inşa etmiştir. Onlar, Allah'ın her şeyden münezzeh olduğu fikrini samimi olarak korumak endişesinden hareketle Kur'an ve hadiste teşbih ifade eden bü-tün ifadeleri akılcı bir ruhla açıklamış ve sonuçta onları Allah'ın zatından ayrı olmaları anlamında yorumlamıştır. Teşbih ve tecsim sapkınlığına düşmemek ve teaddüd-i kudemaya28 meydan ver-memek için Mu`tezile kadim manalan zattan ayn kabul etmediği gibi, Allah Teala'mn zatımn havadise mahal teşkil etmemesi için de hadis manalan reddetmiştir. Onlara göre Allah, zati sıfatlannın kaynağıdır. Bu sebeple O, zatlyla alim, zatlyla hay, zatlyla semi' ve zatlyla basir'dir. Ancak O'nun için hayat, ilim, vb. sıfatlardan -teaddüdü kudema olacağından- söz edilemez. Sıfatlar üzerinde yapılan bu tartışmalar Mu`tezililer'i yed, vech, istiva, semada oluş gibi Kur'an'da mevcut nitelemeleri Allah'ın her türlü havadisten tenzih edilmesi yönünde yorumlamaya, bunun yanında Kur'an'ın mahluk olduğu ve Allah'ın görülemeyeceği görüşüne sevk etmiş-tir. Mu`tezile, bu esasla alakalı olarak sıfatullah, halku'l-Kur'an, cevher-araz, cisim vb. konulan tartışmıştır. Kâdi Abcitilcebbr, Allah'ın sıfatlannı zatı ve fiili diye ikiye ayırdıktan sonra zati sıfatlann Allah'ın zatının aynı olduğunu be-lirtir ve bunları kadir, alim, hay, mevccıd, sernr, bask ve mûdrik şeklinde sıralar. Fiili sıfatlann ise hadis ve Allah'ın zatının gayrı olduğunu söyleyerek bunlan da mürid, kârih, mütekellim, fâil şeklinde gösterir 29

    e. Adl (Adalet)

    Mu`tezIle'ye göre adl, Allah'ın iyi (hasen) fiilleri işlemesi, kötü (kabih) fiillerin meydana gelmesinde etkisinin bulunmamasıdır. Bunun anlamı Allah'ın her türlü kötü işten, sevap, fayda gibi şeyleri terketmekten, maslahata aykın ve çirkin yolla insanlan kulluğa çağırmaktan münezzeh olması; bütün fiillerinin hikmet, adalet ve isabet niteliği taşıması demektir.3° Dolayısıyla insanlann işlediği kötü fiillerin Allah tarafından yaratılması caiz değildir. Al-lah insana eylem gerçekleştirme gücünü önceden vermiş olup kişi hürriyetini kullanarak istediğini yapar. Esasen irade hürriyeti bu-lunmayan bir insanın Allah tarafından sorumlu tutulması O'nun adalet ve hikmetiyle bağdaşmaz. Bu ilkeden hareketle Mu`tezile, insanın kendi fiilini yarattığı, Allah'ın insanlan kendi iradelerinde hür bıraktığı ve bu sebeple onlan sorumlu varlıklar olarak kabul ettiği gibi meseleleri ele almıştır»
    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

    Yorum yap

    Daha önce girdiğiniz içerik kayıt edilmiştir.içeriği geri yükle yada Sil.
    Auto-Saved
    Embarrassment :o Wink ;) Mad :mad: Confused :confused: Smile :) Big Grin :D Stick Out Tongue :p Frown :( Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
    x
    Insert: Thumbnail Small Medium Large Fullsize Sil  
    x

    Cevap kısmına "mumsema" yazınız

    Unconfigured Static HTML Module

    Collapse

    Static HTML Module Content
    Hazırlanıyor...
    X