Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Collapse

Şia mezhebi nedir? Şii mezhebi hakkında bilgi kısaca

Collapse
X
  •  
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Şia mezhebi nedir? Şii mezhebi hakkında bilgi kısaca

    Şia

    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  ii imamlar.jpg
Görüntüleme: 176
Büyüklüğü:  93.4 KB (Kilobyte)

    Şia mezhebi hak mıdır neye inanır
    Şii mezhebi ile sunni mezhebi arasındaki farklar



    Hz. Peygamber'in vefatından sonra Hz. Ali'yi halifeliğe en layık kişi olarak gören ve onu ilk meşru halife kabul eden, vefatından sonra da hilafete Ali evladının getirilmesi gerektiğine inanan toplulukların ortak adı.

    Sözlükte taraftar, yardımcı, gurup gibi anlamlara gelen "Şîa", kısaca, Hz. Ali ve soyundan gelenlerin halife olması gerekti­ğine inanan çeşitli gurupların ortak adıdır. Bu inancı benimseyenlere şîî denilir. Kay­naklarda Şîa yerine Râfıza (çoğulu: Ravâfız) adı kullanılmakla beraber, daha çok Şîa terimi yerleşmiştir. Her ne kadar şîî yazar-larca Şîa'nın Hz. Peygamber'in vefatından önce ortaya çıktığı iddia edilirse de, tarihi realiteye uygun görüşe göre başlangıçta Şîa Hz. Peygamber'in vefatından sonra ashab arasında meydana gelen hilafet tartışmalarında ve Hz. Osman'ın şehit edilmesinden itibaren cereyan eden olay­larda Hz. Muaviye'ye karşı Hz. Ali tarafını, onun vefatından sonra da soyundan gelen­lerin halife olması gerektiğini savunanların oluşturduğu bir siyasî zümreleşme hareketi olarak doğmuştur. Hicrî ikinci yüzyılın ikin­ci yarısından itibaren de çeşitli fırkalara ayrılan itikadî bir mezhep haline gelmeye başlamıştır. Şîa'nın ortaya çıkışını Hind düşüncesine bağlayan araştırıcılar bulun­duğu gibi onu önce Araplar arasında olu­şan, daha sonra İslâmiyet karşısındaki yenilgiyi hazmedemeyen İranlılarca müslümanları parçalamak amacıyla be­nimsenen bir hareket olarak değerlendi­renler de vardır. Mutedil Şîa bir tarafa bıra­kılırsa aşırı şîîlerin İslâm dışı etkilere da­yandığını söylemek mümkündür. Hz. Ali'nin hayatta olduğu dönemde taraftarla­rı ona yardım edip icraatını desteklerken Abdullah b. Sebe örneğinde olduğu gibi bir kısmı da onun taraftarı olarak görünerek hakkında aşırı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bunun bir neticesi olarak Hz. Ali'nin vefa­tından çeyrek asır sonra Hz. Ali ile evladını tanrılaştırmaya kadar varan ve böylece İslâm dışı görüşler ortaya atan Keysâniyye zuhur etmiş, ondan da başta Bâtıniyye olmak üzere Gâliyye (Gulât) gurubu içinde mütalaa edilen çeşitli fırkalar oluşmuştur ki gerek mutedil Şîa, gerekse Ehl-i sünnet ve Mutezile alimleri sözkonusu fırkaların müslüman olmadığı hususunda birleşmiş­lerdir.[95]

    Şîa'nın günümüze ulaşan üç büyük fırkası Zeydiyye, İsmailiyye ve İmâmiyye-İsnâaşeriyye'den ibarettir[96]. Bunlardan İsnâaşeriyye XX. yüzyılda dünya müslümanlarının yaklaşık yüzde onunu oluşturan Şîa'nın büyük çoğunluğunu bün­yesinde toplayan ana koldur. Oniki imam kabul ettiklerinden İsnâaşeriyye, akaidde ve fıkıhta imam Cafer es-Sâdık'ın görüşle­rini esas aldıklarından Ca'feriyye adlarıyla anılan bu şîîler imama inanmayı imanın şartları arasında gördüklerinden dolayı İmâmiyye adını da alırlar.

    İsnâaşeriyye'nin imamlıklarına inanılmasını gerekli gördüğü imamlar şunlardır:
    1. Ali b. Ebû Talib (ö. 40/661),
    2. Hasan b. Ali (3-49/625-669),
    3. Hüseyin b, Ali (4-61/626-680),
    4. Ali Zeynelabidin b. Hüse­yin (38-95/659-713),
    5. Muhammed Bakır b. Ali Zeynelabidin (57-116/676-734),
    6. Ca'fer es-Sadık b. Muhammed Bakır (80-148/699-765),
    7. Musa Kâzım b. Ca'fer (128-183/745-799),
    8. Ali er-Rıza b. Musa Kazım (148-203/765-818),
    9. Muhammed et-Takî b. Ali er-Rıza (175-220/811-835},
    10. Ali en-Nakî b. Muhammed et-Takî (212-254/828-868),
    11. Hasan el-Askeri b. Ali en-Nakî (232-260/846-873),
    12. Muhammed el-Mehdîb. Hasan e!-Askerî (255-/869-).


    Mezhebin kendisine nisbet edilerek de anıldığı Ca'fer es-Sâdık, 80/699 (veya 83/702) yılında Medine'de doğ­muştur. Babası İsnâaşeriye'nin beşinci imamı Muhammed el-Bâkır, annesi Hz. Ebubekir'in torunu Kasım b. Muhammed'in kızı Ümmü Ferve'dir. İlk bilgilerini dedesi Zeynelabidin'denve babası Muhammed el-Bâkır'dan alan Ca'fer es-Sâdık, içtihat mer­tebesine ulaşmış ve aralarında Ebû Hanî-fe'nin de bulunduğu birçok bilgin kendisin­den istifade etmiştir. Otuzdört yıl süren imamet döneminde İslâm toplumunun çeşitli kesimleriyle iyi ilişkiler kuran İmâm Ca'fer, Sünni kaynaklarda da saygı ile anı­lan bir bilgindir. Ca'fer es-Sâdık'a nisbet edilen çok sayıda kitap ve risale adı zikre­dilmekte İse de, bunların bir çoğunun ona ait olduğu şüphelidir. Günümüze ulaşan başlıca eserleri şunlardır: Tefsiru'l-Kur'ân, Misbâhu'ş-Şeria ve Miftâhu'l-hakika, Heykelü'n-nûr, Esrâru'l-vahy, Havâssu'l-Kur'ani'l-azîm.
    Mumsema "makaleler" başlığımızı ziyaret eder misiniz. yorum yazana dua ederiz

    TIKLA OKU


    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

  • #2
    İsnâ aşeriyye'nin itikadı görüşlerini şöylece özetlemek mümkündür:

    1- Tevhİd: İçindeki bütün varlıklarla bir­likte evren Allah tarafından yaratılmıştır. Allah bir tek olup eşi ve benzeri yoktur. O diri (hay), bilen, gücü yeten, gören, duyan ve konuşan yüce bir varlıktır. Sıfatları zatî olup zatın ötesinde birtakım manalardan ibaret değildir. Allah'ın dünya ve ahirette görülmesi imkânsızdır. Allah'ın ilim, irade ve tekvin sıfatlarında değişmeler meydana gelebilir. Allah'ın, belli bir şekilde vuku bulacağını önceden haber verdiği bir olayın başka bir şekilde gerçekleşmesi tarzında ifade edilen bu anlayışa "bedâ" adı verilir. Allah mutlak adalet sahibidir. Hiç bir çirkin fiil Allah'a nisbet edilemez. Allah insanlara iyi ve kötü olan her şeyi kendi iradeleriyle seçip yapma hürriyeti ve gücü vermiştir. Bunlara inanmak "adi" ilkesinin bir sonu­cudur. Bu görüşleriyle Şîa, Mutezile ile aynı çizgide yer almıştır.

    2- Nübüvvet: Nübüvvet, Allah'ın insanlar arasından seçtiği bazı kullarını Cebrail aracılığı Üe gönderdiği vahiyleri insanlara tebliğ etmekle görevlendirmesidir. Allah'ın insanlara peygamber göndermesi vaciptir. Peygamber hiçbir beşer aracılığı olmaksı­zın Allah'tan aldığı vahiyleri insanlara bildi­rir. Peygamberler her türlü günahtan ko­runmuş olan ve zamanlarının en üstünü bulunan kişilerdir. Hz. Muhammed bütün insanlara gönderilmiş bir peygamberdir. Ona imanın bir parçası olarak elde mevcut bulunan Kur'ân'ın Allah tarafından gönde­rilmiş ve değişikliğe uğramamış bir kitap olduğuna inanmak gerekir. İsnâaşeriyyenin ilk kaynaklarında yer alan ve Kur'ân'da Hz. Ali'nin Hz. Peygamberden sonra imam tayin edildiğini bildiren bazı âyetlerin yer aldığı, daha sonra bu âyetlerin Kur'ân'dan çıkarıldığına dair iddialar müteahhir şîî kaynaklarca reddedilir. Nübüvvete kâmil manada imanın bir parçası olan hadisleri benimseme konusunda ise, Şîa'nın özel bir tavrı vardır: Bu konuda sadece ehl-i beyte mensup imamlarca nakledilenlere itibar edilir.

    3- İmamet: İmamet (veya hilafet) dinin temel esaslarındandır. İmâm, müslümanların dinî ve dünyevî işlerini Hz. Peygamber adına yürüten başkanlarıdır. Müslümanlara bu anlamda bir başkan tayin etmesi Allah'a vaciptir. Allah Teâlâ Hz. peygamber'den sonra kimin imam (halife) olacağını onun vasıtasıyla bildirmiştir. Buna göre Hz. Peygamber Allah'tan aldığı vahiylerle kendisinden sonra Hz. Ali ve evlâdının imam tayin edildiğini açıklamış, bazı istisnalar dışında ashabın büyük ço­ğunluğu bu ilâhî emre muhalefet etmiştir.

    Bundan dolayı ilk üç halife ile Hz. Ali'den sonrakiler meşru halifeler değillerdir. İmâm, Allah'tan vasıtasız vahiy alma dışın­da peygamberlerin bütün vasıflarına sahip­tir. Bu itibarla imamlar hem mucize göste­rirler, hem de günah işlemekten korun­muşlardır (ismet sıfatı ile). Zira imam ma­sum olmazsa insanlar nezdinde üstün bir değer taşımaz ve dolayısıyla insanların kötülük yapmalarına mani olamaz, böylece asıl vazifesi olan dini koruma işini gerçek­leştiremez. Peygamberin masum olmasını gerektiren hususlar imamın da masum olmasını gerekli kılar. Çünkü imam pey­gamberin vekilidir ve onun makamında oturur. İmamlar ilâhî bir lütuf olarak ilham yoluyla gaybı bilirler. On iki imamın her biri çeşitli mucizeler göstermişlerdir. İmamları inkâr etmek Hz. Peygamberi inkâr etmek gibidir. İmamların Allah tarafından tayin edilmesi ve masum olması gerektiği görü­şü İsnâaşeriyye ve İsmailiyye'ye mensup alimlerce benimsenmesine rağmen Zeydiyye bu iki fırkadan ayrılarak en fazi­letli biri varken daha az faziletli birinin imam olabileceğini kabul eder ve ilk üç halifenin meşru olduğuna inanır.

    4- Mehdî ve recât: Mehdî, zulüm ve hak­sızlığın hakim olduğu dünyayı adaletle dolduracak olan kurtarıcı kişi demektir. Bütün şîî fırkalar kıyametin kopmasından önce Mehdî'nin çıkacağına inanır. İsnâaşeriyye'ye göre onikinci imam Mu­hammed b. Hasan el-Askerî, Hz. İsa beşik­te iken peygamberliğe seçildiği gibi henüz beş yaşında iken imam tayin edilmiş ve hicrî 260 yılında gözlerden kaybolmuştur. İnsanların arasında dolaşan ve düşkünlere yardım eden bu onikinci imam insanlığı kurtaracak olan Mehdî'dir. Bir gün mutlaka zuhur edecek ve yeryüzünde İslâmiyet'i hakim kılacaktır. Mehdî'nin küçük ve büyük olmak üzere iki kayıplık (gaybet) dönemi vardır. Küçük kayıplık dönemi altı yaşında iken gerçekleşmiş ve altmışdokuz yıl sür­müştür. Bu sırada onunla şîîler arasında dört elçi (sefir) irtibat kurmuştur. Sefirlerin sonuncusu hicrî 329 yılında ölünce büyük kayıplık dönemi başlamıştır ve Mehdî'nin ortaya çıkışına kadar devam edecektir. Mehdî'nin çıkacağına iman etmek farzdır, inkâr eden kâfir olur. Mehdî inancına veri­len önemden dolayı İran'daki şîîler müsait olan her yere bu konuyu dile getiren yazılar yazmaktadırlar. Mehdî ortaya çıkınca ehl-i beyte mensup olan mazlumlarla onların hilafetine karşı çıkanlar diriltilecek (recât) ve ehl-i beyt mensupları muhaliflerinden intikam alacaklar, daha sonra ecelleri ge­lince öleceklerdir.

    5- Meâd: Çürüyüp dağılmalarından sonra diriltilecek olan bedenlere ruhların iade edilmeleri ve böylece insanların ikinci defa yaratılmaları anlamına gelen meâd haktır. Zira müslümaniarın üzerinde icma ettikleri ahiret alemi İnsanların mükellefiyetlerinin temelidir. Ahiret alemi vuku bulmayacak olsaydı insanların mükellef kılınmaları anlamsız kalırdı. Kur'ân ve hadislerle sabit olan kabir hayatı, hesab, mizan, sırat gibi ahiret hallerine iman etmek farzdır. Kabir­de sorulacak sorular arasında "imamın kimdir?" sorusu da yer alacaktır. Şefaat edeceklerin başında imamlar da buluna­caktır.

    6- Takıyye: Sözlükte korunmak anlamı­na gelen takıyye açık veya gizli tehlikeler­den korunmak amacıyla benimsenen inan­cın aksini izhar etmek demektir. Kur'ân'da kâfirlere karşı uygulanmasına cevaz verilen

    takıyye Şîa'ya göre şîî olmayan herkese karşı uygulanmalıdır. Şîî alimler içinde takıyyeyi bir ruhsat olarak görenler bulun­masına karşılık çoğunluk takıyye yapmayı ibadet kadar önemli görür.

    7- Ashabtan teberri: Teberrî Hz. Ali'ye biat etmeyen ashaba ta'n edilmesi ve on­lardan uzaklaşılması gerektiğini ifade eder. İsnâaşerİyye Şîa'sına göre ashaba ta'n edilmesini ve onların zalim olarak görül­mesini gerektiren husus Hz. Ali'nin halife tayin edildiğini bildiren Hz. Peygamber'İn tebligatına muhalefet edip halife olmasını engellemeleridir.

    Şîa alimleri içinde kuvvetli olan görüşe göre Şîi olmayan müslümanlar (Mutezilîler ve Sünnîler) fasıktır. Azınlıkta kalan bir başka görüşe göre Hz. Ali ile evladının imametine inanmayanlar kâfirdir.

    Başta Ehi-i sünnet alimleri olmak üzere İslâm alimlerinin büyük çoğunluğunca, imamet merkezli bir eksen etrafında olu­şan Şîa'nın kendine has ilkeleri başlangı­cından günümüze kadar Kur'ân ve Sün-net'e aykırı bulunarak eleştirilmiştir. İsnâaşerİyye Şîa'sının gaybı bilme ve hata yapmama gibi sıfatlar atfettikleri imamla­rını peygamberlerin devamı olarak görme­leri, buna bağlı olarak onları kutsallaştırıp Ölülerini imam kabirleri etrafında tavaf ettirmeleri, Allah'a ve Hz. Peygamber'e dost olan ashabı sevmeyip onları zalimlikle vasıflandırmaları iman bakımından tehlike­li görüşlerini teşkil eder. Bununla birlikte Allah'a, Hz. Muhammed'in peygamberliği­ne ve ahiret gününe iman esaslarında, ayrıca namaz, oruç, hac, zekât, tesettür, kısas vb. farzların, faiz, içki, kumar, zina vb. yasakların kabulü gibi temel İslâmî hüküm­lerde müslümaniarın çoğunluğu ile ittifak halinde bulunan mutedil Şia'nın tekfir edilmemeleri gerektiğini söylemek müm­kündür.

    Caferî fıkhında usul açısından iki temel eğilim görülür; bunların temsilcileri Ahbârî fakihler ve Usûlî fakihler diye anılır. Birinci nuruba göre hüküm ve fetvada esas alına­cak tek kaynak hadislerdir. Kur'ân-ı Kerîm de hadislerin açıklanması suretiyle anlaşılıp uygulanabilir. Usûlî fakihlere göre ise, şeıi bir hükme ulaşmada dayanılabilecek dört delil vardır: Kitap, Sünnet, İcma ve akıl. Sünnet ve icma delilleri sünnİ mezheplerin anlayışından çok farklı olup, asıl ölçüt ma'sumların (Hz. Peygamber ve oniki imamın) söz, fiil, tasvipleri veya (icmada) görüşleri olmasıdır. Furû-ı fıkıh alanında Ca'feriler'in sünnîlerden ayrıldıkları hü­kümler arasında şu örnekler anılabilir: Mut'a nikahı caizdir, boşama ancak iki şahit huzurunda yapılırsa geçerli olur, öle­nin (yüzük, kılıç vb.) kişisel eşyası büyük oğluna verilir, kadınlara terikedeki gayri menkul malların aynı verilmeyip hakları bedelinden ödenir, abdestte çıplak ayak üzerine mesh edilir, (halı vb.) yeryüzü sa­yılmayan şeyler üzerine secde edilmez, ezan ve kamette "Eşhedü enne Aliyyen veliyullah" ve "Hayye ala hayri'l-amel" cümleleri ilave edilir.

    Caferî fıkhının ve usulünün ünlü eserleri arasında el-Kûleynî'nin "el-Kâfi"si, Şeyh Saduk İbn Bâbaveyh"in "Men lâ yahduruhu'l-fakih"i, Ebû Cafer et-Tûsî'nin "Uddetû'l-usûl"ü, Muhakkik el-Hılli'nin "Şerâiu'l-İslâm fî mesâili'l-helâl ve'l-haram"ı ve ııel-Muhtasaru'n-nâfi' fi'l-fıkhı'l-'mâmiyye"si, Ca'fer el-Cenahî'nin "Keşfu'l-9'ta"sı zikredilebilir. İmâmiye mezhebi nnensuplannm en yoğun olduğu bölge İran olup, ülkenin resmi mezhebi olduğu husu­su İran Anayasasında yer almıştır. Irak'ın yüzde altmışı da İsnâaşerİyye Şia'sına men­suptur.
    islam inanç ansiklopedisi
    Mumsema "makaleler" başlığımızı ziyaret eder misiniz. yorum yazana dua ederiz

    TIKLA OKU


    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

    Yorum yap

    Daha önce girdiğiniz içerik kayıt edilmiştir.içeriği geri yükle yada Sil.
    Auto-Saved
    Stick Out Tongue :p Smile :) Wink ;) Mad :mad: Big Grin :D Frown :( Embarrassment :o Confused :confused: Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
    x
    Insert: Thumbnail Small Medium Large Fullsize Sil  
    x

    Resimin üzerinde gösterilecek Mesajı veriniz

    Güvenlik Kodu Grafiği Resmi Yenile

    Unconfigured Static HTML Module

    Collapse

    Static HTML Module Content
    Hazırlanıyor...
    X