Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Collapse

Havaric - Hariciler

Collapse
X
  •  
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Havaric - Hariciler

    Havaric

    Hariciler kimlerdir? Hariciyye mezhebi

    Meşru halife Hz. Ali'ye başkaldırarak on­dan ayrılan ve görüşleriyle Sünnet'ten uzaklaşan bid'at mezhebi.

    Haricilik, Hz. Ali ile Muaviye arasında ge­çen Sıffın Savaşı'ndan sonra, halife tayini işi hakeme bırakılınca ortaya çıkmıştır. Hz. Ali ordusundaki bazı kimseler onu terk edip, ordusundan ayrılmışlar ve Hz. Ali'ye isyan etmişlerdir. Bu kimselere, isyan edenler ve karşı gelenler anlamında olmak üzere Havâric denmiştir. Haricîler, sonra daha da ileri giderek, hakem olayı sebebiy­le günah işlendiğini, her büyük günah işle­yenin dinden çıkacağını ileri sürmüşlerdir. Bu sebeple Hz. Ali'ye karşı mücadeleye girişmişler ve onu şehit etmişlerdir.

    Haricilere göre, halife (devlet başkanı) seçmek, müminler için bir vecibe değildir. Devlet, başkansız da olabilir. Günah işleyen devlet başkanına itaat edilmez, görevine hemen son verilir. Onların kişisel çıkarlara alet edilmeye ve istismara açık olan bu görüşleri İslâm toplumunda anarşinin ilk tohumlarını oluşturmuştur. Haricilere göre ameller imanın bir parçasıdır. Dinî vecibe­leri terkeden veya günah işleyen kimse mümin değil, kâfirdir. Bu sebeple Hz. Os­man, Ali, Muaviye ile Cemel ve Sıffın sava­şına katılanları günah işlediler diye kâfir saymışlardır. Anılan konularda fikir birliği içinde olan Hariciler diğer itikadî konularda birbirinden farklı kanaatlare sahip olmuş­lardır. Meselâ Necedât, takıyyeyi caiz sa­yarken, Ezârika caiz görmemiş, Sufriye, fiilde değil sözde caiz olduğunu ileri sür­müştür. Yapılan savaşlara katılmayarak tarafsız kalanları (kaade) Ezârika kâfir sa­yarken Acâride mümin kabul etmiştir. Büyük günah işleyenin kâfir olduğunda birleşen Hariciler buradaki küfrü değişik yorumlamışlardır. Büyük günah işleyen Sufriye'ye göre müşriktir; Ezârika, Muhakkime-i ûlâ ve Acâride'ye göre kâfir­dir, ibâzilere göre ise Allah'ın birliğine inanmış fakat nimete nankörlük yapan bir kimsedir. Haricî fırkaları irade, kaza kader konularından fikirbirliği içinde değildirler. Cebre kayan Harici kolları bulunduğu gibi, Ehl-i sünnetin görüşlerini paylaşan (ibâzîye gibi) Harici kolları da vardır. Haricîlik, ge­nellikle, cahil halk tabakasının ve şehrin disiplinli hayatına uyum sağlayamamış çöl bedevilerinin bağlandığı bir mezheptir. Haricîler, çok Kur'ân okurlar, okuduklarını anlayamazlar, âyet ve hadislerin ruhuna eremezlerdi. Muhakkime-i ûlâ, Ezârika, Necedât, Sufriye, Acâride ve İbâzîye diye kollara ayrılan Haricîler içinde mutedil ve Ehl-i sünnete en yakın olanı İbâzîye'dir. Bu sebeple günümüze kadar da varlıklarını sürdürme imkânı bulan İbâzîler daha çok Kuzey Afrika, Cerbe adası, Madagaskar, Zengibar ve Uman sultanlığında yaşamak­tadırlar. Mutezİle'nin tevhid prensibinin etkisinde kalarak masdar kalıbındaki ilim, kudret vb. sübûti sıfatların ezeliliğini kabul etmeyen, Allah'ı zatıyla alîm, kadîr... sayan İbâzîye, Kur'ân'ın mahluk (yaratılmış) ol­duğunu, günahkâr kimse için herhangi bir şefaatin sözkonusu edilemeyeceğini, Al­lah'ın ahirette görülmeyeceğini ileri sür­müştür. İrade, kaza-kader konusunda Ehl-i sünnet kanaatini büyük ölçüde paylaşan İbâzîler istitaatın fiille beraber olduğunu, Allah'ın dilemesi olmaksızın hiç birşeyin meydana gelemeyeceğini, kulların fiilleri­nin yaratıcısının Allah olduğunu söylemiş­lerdir.

    Haricîler'in fıkhi görüşleri ise şöylece özetlenebilir:

    Haricîler, genelde takvaya ve dindarlığa, amelî konularda olduğu gibi fıkhî sonuç bağlarlar. Meselâ taharetin tamam olabil­mesi için dilin de yalandan ve batıl sözler­den arınması gerekir. Söz taşımak, kin, düşmanlık, çirkin sözler de diğer maddi hususlar gibi abdesti bozar. Haricilerin bazı kolları, evli erkek veya kadının zinasına recm cezasının verilmesini kabul etmezler, varis lehine de vasiyyet yapılabileceğini kabul eder, süt anne ve süt kız kardeş dı­şında kalan süt hısımları ile evlenmenin yasaklanmadığını ileri sürerler. Hariciler genelde hükümlerin kaynağının sadece Kur'ân olduğunu ileri sürerler ve Özellikle İcmayı delil saymazlar. Yukarıdaki farklı görüşleri benimsemeleri de bu anlayışla­rından ve Kur'ân'ın da sadece zahirine dayanmalarından kaynaklanır.
    Mumsema "makaleler" başlığımızı ziyaret eder misiniz. yorum yazana dua ederiz

    TIKLA OKU


    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

  • #2
    Hariciler

    Haricilik mezhebinin imam-Halife seçimi konusundaki görüşleri

    Halifenin Kureyş'den olması gerektiği görüşüne Havaric'in karşı çıktığı açıktır. Fakat bu konuda nakledilen haberler sayısızdır. Fakat Hariciler İmam'ın seçimi ve adaleti üzerinde durmuşlardır. Bundan dolayı ona biat edilir ve ona itaat gerekir.

    Hariciler İmam'ın kendilerinden seçilmesini şart koştular, zira onlardan başka olan Müslümanları tekfir ediyorlardı. Kimdir bu Hariciler? Ve onları bu sonuçlara sevkeden nedir?

    Hariciler Hz. Ali (r.a.) ve Hz. Muaviye (r.a.) arasında vuku bulan Sıffin Savaşında Hz. Ali'ye (r.a.) karşı gelen bir topluluktur. Biz, Haricilerin ortaya çıkışına zemin hazırlayan ihtilafın vuku buluşunun bize açıklamasını Şehristani'ye bırakalım:

    “Bil ki Müslümanların emiri Ali b. Ebu Talib'e (r.a.) karşı gelenler Sıffin Harbinde onunla birlikte olan bir topluluktur O'na karşı gelenlerin ve dinden ayrılanların en şiddetlileri el-Eş'ab b. Kays, Mesud b. Fedekî et-Temîmî, Zeyd b. el-Taî'dir.

    Bunlar şöyle dediler:

    “Millet bizi Allah'ın Kitabına davet ederken sen kılıca davet ediyorsun.” Hz. Ali

    “Allah'ın kitabını ben sizden daha iyi bilirim. Hiziplerin geri kalanına hücum ediniz. Allah ve Resulünü yalanlayana hücum ediniz.” dedi. Havaric:

    “Eşter'i Müslümanları öldürmekten çevir­melisin. Yoksa Hz. Osman'a (r.a.) yaptığımızı sana da yaparız.” dedi. Hz. Ali (r.a.) bunun üzerine Eşter'e karşılık verme mecburiyetinde kaldı. Kaçanlar hariç hepsini hezi­mete uğrattı, onlardan kendilerinde çok az bir kuvvet bu­lunan bir küçük topluluk kaldı.

    Eşter, Hz. Ali'nin (r.a.) emrine Hariciler önce Hakem olmasını kabul ettiklerinde, uymuştu. O Abdullah b. Abbas'ı göndermek istiyordu. Fakat Hariciler buna razı olmadılar. “O sendendir” deyip Allah'ın kitabıyla birlikte hakem olayına Ebu Musa el-Eşarî'nin gönderilmesini ka­bul ettiler, iş arzu edilen gibi olmayınca Hariciler Hz. Ali'ye (r.a.) isyan ettiler ve:

    “Niçin insanları hakem tayin ettin? Hakem ancak Allah'tır.” dediler.

    Haricilerin, Hz. Ali'nin (r.a.) Allah'ın kitabını hakem kabul edişini gördüklerinde, ona karşı isyan ettikleri söylenir. Sadece hak için Hz. Muaviye (r.a.) ile savaştığına inandığı müddetçe Hz. Ali'ye hakem olayında hile yapmak ve onu kabul etmek gerekmiyeceği görüşündeydiler.

    Hz. Muaviye ile ittifak ettiği husustan dönerek Hz. Ali'yi (r.a.) ithama yeltendiler. Fakat Hz. Ali (r.a.) şartlarından dönmedi, kendi nefsinde hata ve küfür görmedi. Hariciler zamanla muhalefetlerini artırdılar ve Hz. Ali (r.a.) ile onlar arasında Nehrevan Savaşı oldu.

    Hz Ali (r.a.) onları yendi ve onların ise husumetleri şidetlendi ve neticede Hz. Ali'nin (r.a.) şehadeti komplo­sunu düzenlediler.

    Fakat Şehristanî bu görüşün hatalı olduğunu doğ­ruluyor. Çünkü Hz. Ali'yi (r.a.) hakemi kabule sevkeden bizzat Haricilerdir. O, şunları söylüyor:

    “Haricilerin ikinci bid'atı şudur: Onlar hakem olayında insanların hakemli­sini kabul ettiğinden dolayı Hz. Ali (r.a.) hata işlemiştir. Hüküm ancak Allah Teâlâ'ya aittir. Hz. Ali'ye (r.a.) iki yönden tekzibte bulundular: Birisi insanların hakemliğini kabul edişinden dolayı hakem olayındadır. Bu doğru de­ğildir, onlar bunda haksızdırlar, zira Hz. Ali'yi (r.a.) ha­kem işini kabule onlar zorlamışlardır, ikincisi insanların hakemliğinin caiz oluşudur. Bu meselede hüküm sahipleri topluluktur. Bunun için Hz. Ali (r.a.) “Hak kelimesiyle batıl istenmiştir” demiştir. Onlar ise hatadan daha ileri gidip tekfire varmışlar ve Hz. Ali'yi (r.a.) lanetlemişlerdir.

    Gerçek şu ki Hariciler ve Selefleri İslâm âdabıyla tam olarak terbiye olmamışlardır. Bunun için Haricilerin hiddeti onları başkaldırmaya sevketti. Bundan dolayı şid­det, heyecan ile dîni anlama ve doğru bir şekilde ahkam çıkarma arasında kalmışlardır.


    Kendilerinden olmayan Müslümanları tekfirde o ka­dar ileri gittiler ki büyük günah sahiplerini, belki de genel olarak bütün günahkarları küfürle damgaladılar.

    Kâ'bi Makalât'ında şöyle diyor: “Haricîler, mezheple­rinin farklı olmasına rağmen, Hz. Osman'ı (r.a.) Hz. Ali'yi (r.a), iki hakemi, Cemel'e iştirak edenleri, Hakemlerin hakemliğini kabul edenleri ve günah işleyenleri tekfirde birleşmişlerdir”. Şehristanî'nin söyledikleri şunlardır: “Hariciler, Hz. Osman ve Hz. Ali'den (r.a.) uzak olmada birleşmişlerdir. Bunu her taate getirmişler, nikahı ancak kendi aralarında caiz görüp, büyük günah sahiplerini tekfir etmişlerdir”.

    Böylece Haricilerin, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.) ile büyük sahabelerin küfrüne hükmettikleri açıkça ortaya çıkıyor. Onlar Hz. Osman ile Hz. Ali'nin (r.a.) hilafetleri sahih olsa da, bu ikisinden küfre giden bir şeyin vaki olduğu görüşündedirler. Çünkü Hz. Osman (r.a.), Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer'in (r.a.) yolundan gitmemiştir. Hz. Ali (r.a.) ise hakemliği kabul etmekle hata etmiştir. Böylece o bu hakemlik işini kabul etmekle küfür işlemiştir.

    Herhalde Hariciler rey ile içtihadı küfür olarak -ileri gelenlerine göre- değerlendiriyorlardı. Zira Hz. Ali (r.a.) hakemliği kabul edince reyiyle ictihad yapmış olmaktan kurtulamıyordu. Oysa reyiyle ictihad yapan hata yapsa da kafir olmaz. O mücerred içtihadına göre sevaba nail olur. Bu hakemliğin Şer'i yönden caiz olduğunu gösterir.

    Şehristanî'nin zikrettiği gibi Haricilerin bizzat ima­met hususunda ortaya attıkları bir görüşleri vardır: Onlar imamet'in Kureyş'in dışında olabileceğini caiz görmüşler­dir. Onların reyleriyle o makama gelen ve adaleti temsil edip haksızlıktan kaçınan, insanların uyduğu herkes imam olabilir. Böyle bir halifeye isyan eden kimseyle savaş va­ciptir. Eğer imam insanlar nazarında, gidişatını değiştirir, hakdan, doğruluktan dönerse, o takdirde, onlara göre, bu İmam'ın azli veya öldürülmesi icabeder. Hariciler İma­met'in Kureyş'in dışında olmasının tecvizini benimseyip İmam'ın köle, hür veya Nabatî olabileceği görüşünü kabul ederler. (Nabatî, Nabata nisbetledir. insanların ahmağı ve avamı manasınadır.)

    Haricilere göre İmam'ın ilim ve zühd sıfatlarıyla va­sıflanması gerekir, İbn el-Cevzî Telbisu îblis'te bunu şöyle açıklar: “İmam'ın, kendisinde ilim ve zühdü birleştiren bir şahıs olması Havaricin görüşlerindendir. Böyle bir kim­se Nabatî olsa da bu iki vasfı kendinde taşıdığında imam olur”.

    Görülüyor ki Necedat fırkası müstesna çeşitli Harici fırkaları İmam'ın nasbinin gerektiği görüşüne sahip olmuşlardır. İbn Hazm bunları ve görüşlerini ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır.

    İbn Hazm şöyle diyor: “(Haricilerden) Necdet'in ta­raftarları olan Necedat der ki: İnsanlara imam edinmek gerekmez, ancak onlara aralarında Hakka itaat gerekir.

    İbn Hazm'ın belirttiği gibi onlar bu görüşleriyle bütün Ehl-i Sünnete, Mürcie'ye, Şia ve bütün Haricilere muhalefet etmektedirler, ki bunların hepsi imametin gerekliliği­ni kabul ederler. Gerçekten, Allah'ın hükümlerini insanlar arasında icra eden, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) getirdiği Şe­riat ahkamını insanlara tatbik eden adalet sahibi bir İmam'a itaat etmek İslam toplumuna gereklidir.

    Şu kadar var ki, Şehristani el-Milel'de Haricilerden Muhakkime-i Ula'nın, “alemde asla bir İmam’ın olmamasına” cevaz verdiklerini zikrediyor, “Eğer imama ihtiyaç olursa bu hür, köle, nabatî veya Kureyşli olabilir” dedikle­rini kaydediyor. İbn Abdrabbih de bu Haricilerin “Emiri olmayan mezheplerden” olduğunu belirtiyor.

    Bütün bunlardan sonra hayreti mucib olan Şebibiyye gibi bazı Harici fırkaların kadının imametinin caiz olduğunu kabul etmesidir.

    Bu konuda el-Makrîzî şöyle der:

    “Harici fırkalarından on beşincisi Şebibiyye'dir. Bunlar Şebib b. Yezid'in taraftarlardır. Bu zat Abdülmelik b. Mervan'ın hilafetinde ve Haccac b. Yusuf zamanında ortaya çıkmıştır. Bu fırka Muhakkime-i Ula ile aynı görüşte olmakla birlikte onlardan kadının imameti ve hilafe­tine cevap vermekle ayrılmışlardır. Şebib'in yerine Gazzele'nin cariyesi geçti.

    Bu kadın Küfe'ye gidip hutbe irad etti. Camide sabah namazı kıldırdı. Namazda Al-i İmran sûresini okudu”.

    Yukarıdaki bilgilerden Haricilerin imam veya Halife'nin Müslümanların seçimiyle işbaşına geldiğini kabul ettikleri anlaşılıyor. Aynı zamanda halife alim, zahid ve adil olmalıdır. Onun Kureyşli olması şart değil­dir, buna karşılık köle halife olabilir. Bu sonuncu hükme dayanarak bazı yeni araştırıcılar “onların ilkelerinin mut­lak demokrasi” olduğunu ileri sürüyorlar. Fakat gerçek şu ki, bu ilkeler Haricilerin ortaya çıkardığı prensipler olmayıp, fakat bunlar bizzat İslâm'ın ilkeleridir. Bunların için­den Haricilerin “İmam'ın Kureyş dışından birisinin olma­sının caiz olacağı” hükmünü çıkarmak lazımdır. Fakat imam köle olabilir. Hariciler bu görüşe sahip olmalarında heves ve özel maksatlardan arınmış değillerdir. Onları bu görüşe iten sebep şudur: Halife Kureyşli olmazsa, onların hevesleriyle oynadığında, Halifeye isyan etmek Haricilere kolay olur. Çünkü bu takdirde böyle bir halifenin şevket ve asabiyeti olmaz. Oysa durumu zayıf, adı sanı duyulma­yan güçsüz kişiliğinden dolayı kendisine karşı çıkmanın kolay olduğu bir kimsenin idareci olması İslâm toplumu­nun yararına olmadığı açıktır. Bunun için Haricilerin bu meseledeki görüşü isabetli değildir.

    Bu söylediklerimize Haricilerin Hz. Ali ve diğer bü­yük Sahabeyi (r.a.) tekfir etmelerinin çirkin bir hata oldu­ğunu ilave etmek gerekir. Sonra onlar muhaliflerini günah işlemekle suçlayıp tekfir etmişlerdir. Zira normal bir Müslümanı küfür şüphesiyle tekfir etmek dinde kolay iş­lerden değildir.

    Kendilerinde kamil iman olduğuna şehadet eden sağlam haberler ve sabit naslar olan Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Sahabesini tekfir nasıl olur? Fakat Hariciler din işlerinde tedbirli davranmazlar veya dini hükümler çıkar­mada bilgi sahibi değillerdi. Onların tekfirle ilgili hü­kümleri ölçüp tartılmadan verilmiş hükümlerdir. Çünkü nassın şehadetine dayanmadığı gibi aklın hükmüyle de uyum sağlamaz. Fakat bunlar ya saf bir taşkınlıktan veya görüş darlığından meydana gelmiştir.
    Mumsema "makaleler" başlığımızı ziyaret eder misiniz. yorum yazana dua ederiz

    TIKLA OKU


    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

    Yorum yap

    Daha önce girdiğiniz içerik kayıt edilmiştir.içeriği geri yükle yada Sil.
    Auto-Saved
    Embarrassment :o Wink ;) Mad :mad: Confused :confused: Smile :) Big Grin :D Stick Out Tongue :p Frown :( Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
    x
    Insert: Thumbnail Small Medium Large Fullsize Sil  
    x

    Resimin üzerinde gösterilecek Mesajı veriniz

    Güvenlik Kodu Grafiği Resmi Yenile

    Unconfigured Static HTML Module

    Collapse

    Static HTML Module Content
    Hazırlanıyor...
    X