Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Collapse

Müçtehidde aranan şartlar

Collapse
X
  •  
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Müçtehidde aranan şartlar

    Müctehidde Bulunması Gereken Şartlar Nelerdir


    Hüküm çıkaracak (istinbat edecek) olan bir müctehidde şu şartların bulunması gerekir:

    Müçtehid bir İslam âliminde olması gereken vasıflar madde madde


    1- Arapçayı Bilmek


    Fıkıh usulü bilginleri, bir müctehid için Arap dilini bilmenin zarurî oluşu üzerinde ittifak etmişlerdir; çünkü Kur'ân, bu dille nazil ol­duğu gibi O'nu açıklayan Sünnet de aynı dil­le ifade edilmiştir. İmam Gazâlî bu konuda şöyle demektedir:
    "Müctehidin, Arapların konuşmalarını anla­yacak ve kelimeleri kullanmadaki gelenekle­rini bilecek kadar Arapçaya vâkıf olması şart­tır; tâ kî o, kelâmın sarihini, zahir ve mücme­lini, hakikat ve mecazını, âmm ve hâssını, muhkem ve müteşâbihini, mutlak ve mukay-yedini, nass ve anlamını, yanlış ve doğru mefhumunu bilsin. Bu da, ancak Arap dilinde içtihad derecesine ulaşan kimselerde bulu­nur."
    Bundan anlaşılıyor ki Gazâlî, müctehidin Arapçayı tam manâsıyla bilip onda içtihad derecesine ve onu anlama bakımından asîl bir Arap seviyesine ulaşmasını şart koşuyor. Esasen herhangi bir Arap, Arap dilinin bütün özelliklerini bilemez ve onu bütün incelikle­riyle kullanamaz. Arapça'da müctehid olan da, fıkhî hükümlerde müctehid olan da işte böyledir. Bunların İlmi de dilin bütün müfredatını, üslublarım ve çeşitli kabîlelerin lehçelerini kapsayamaz; çünkü bunların hep­sini bilmek, bir insan için mümkün değildir. Şu kadar ki müctehidin ilmi, genel olarak, Arapçanın İnceliklerini kapsamalıdır; çünkü müctehidin istinbat etmek istediği hükümle­rin ilk kaynağı olan Kur'ân, Arapça'nın en beliğ ve en fasihini teşkil eder. Bu itibarla hüküm çıkaracak olan kimse, Kur'ân-ı Kerîm'in belagat ve esrarını bilmelidir ki, bu sayede O'nun İçine aldığı hükümleri idrak edecek duruma gelmiş olsun.
    İslâm şeriatinde araştırma yapan kimsenin, fıkhı nass'lardan hüküm çıkarma kudreti, Arapça'nın sır ve inceliklerini bilmesi oranın­dadır. Şâtıbî, İslâm şerîatinde araştırma ya­panları, Arapçayı anlayış derecelerine göre şöyle sıralar:
    "Arapçayı anlamakta acemi olan kimse, şeri­atı anlamakta da acemidir. Arapçayı orta de­recede anlayan kimse, şerîati anlamada da or­tadır ki, bu, son dereceye ulaşmamıştır. Arap-çada son dereceye ulaşan kimse, şeriati anla­makta da son dereceye ulaşır. Dolayısıyla onun anlayışı şerîatte hüccet olur; tıpkı sahabîlerin ve Kur'an'ı hakkıyla anlayan bil­ginlerin anlayışlarının hüccet oluşu gibi. Bunların seviyesine ulaşamayan kimselerin şeriat konusundaki anlayışları, kendi seviye­leri nisbetinde eksiktir. Anlayışı eksik olan herkesin görüşü ise ne bir hüccet olur, ne de başkaları tarafından kabul edilir." (el-Muvâfakât, c. IV, s. 114.)

    2- Kur'ân İlmîne Sahip Olmak


    Bu şartı, İmam Şafiî, er-Risale'sinde Arap­çayı bilmek şartıyla birlikte ileri sürmüştür. (er-Risale, s. 508 vd.) Zira Kur'ân, İslâm şeriatının direği, Allah'ın kıyamete kadar bakî olan kitabı ve bu şeriatın kaynağıdır. Ne var ki Kur'ân ilmi çok geniştir. Kur'ân ilmini bütünüyle bilen, Hz. Peygamber @'dir. Nite­kim bu hususa Abdullah b. Ömer de işaret et­miştir. Bu itibarla bilginler, müctehid için Kur'ân'da hüküm ifade eden ve beşyüz civa­rında bulunan âyetlerin inceliklerini bilmek gerekir, demişlerdir. Bu âyatlerin incelikleri­ni bilmek; bunların mânâlarını kavrayarak âmm ve hâssını, onlardan Sünnetle tahsis edi­lenleri, nâsih ve mensûh kabul ediliyorsa, hangi hükümlerin neshedildiğini bilmektir. Ahkâm âyetleri hakkında böyle bir ilme sahip olmakla birlikte, Kur'ân'ın ihtiva ettiği bütün âyetleri topluca bilmek gerekir; çünkü Kur'ân-ı Kerîm bir bütün olup parçaları bir­birinden ayrılmaz. Nitekim el-Esnevî (ö. 772 H.), bu konuda şöyle demektedir: "Kur'ân'ın hüküm bildiren âyetlerini diğerlerinden ayır-detmek, zarurî olarak bütün Kur'an'ı bilmeye dayanır." (Şerhu Minhâci'l-Usûl).
    Pekiyi, Kur'an'ı tamamen ezberden bilmek şart mıdır? Bazı bilginler bunu şart koşma-mışlardır. Onlara göre müctehİdin, hüküm ifade eden âyetlerin Kur'ân'daki yerlerini ge­rektiği zaman başvuracak şekilde bilmesi ye­terlidir.
    İmam Şafiî'nin müctehid için Kur'ân'ın hep­sini ezberleyip muhteviyatını bilmesini şart koştuğu rivayet edilmiştir.
    Şüphesiz Kur'ân ilminin en yüksek derecesi, onu tam olarak ezberden bilip bütününün mânâsını kavramak, ahkâm âyetlerini ince­den inceye araştırmak, sahabîlerin bu âyetlerle ilgili tefsirlerini ve bunların nüzul sebepleriyle gayelerini bilmektir. "el-Cas-sas" diye tanınan Ebu Bekr er-Râzî (ö. 370 H.) ve Ebu Abdillah el-Kurtubî (ö. 671 H.) gibi bilginler Ahkâmu l-Kur'ân adlı eserle­rinde hüküm bildiren âyetleri açıklamaya ça­lışmışlardır.

    3- Sünnet'i Bilmek


    Bu şart üzerinde de bilginler ittifak etmişler­dir. İçtihadın bölünebileceğinİ kabul edenlere göre müçtehidin araştırmak istediği konularla ilgili kavli, fiilî ve takrîrî sünnetleri bilmesi gerekir. İçtihadın bölünebileceğinİ kabul et­meyenlere göre ise, müçtehidin, teklîfî hü­kümleri içine alan bütün hadisleri okuması, onların amaçlarını kavraması, onlarla ilgili durum ve münasebetleri iyice bilmesi gere­kir. Yine onun, Sünnet'İn nâsih ve mensûh'unu, âmm ve fam'mı mutlak ve mukayyetini, tahsis edilmiş olanların bilme­si gerektiği gibi, hadislerin rivayet yollarını, senetlerini, hadis râvilerinin kuvvet derecele­riyle birlikte hâl ve yaşayışlarını da bilmesi icabeder.
    Bu konuda İslâm âlimlerinin sarfetmiş olduk­ları gayretler takdire şayandır. Hadis rivayet edenlerin hâl tercümeleri ile adalet ve zabt bakımından dereceleri hakkında bir çok eser­ler yazılmıştır.
    Küîüb-Î Süte gibi Hz. Peygamber @'e nİsbet bakımından sahih hadis mecmuaları meydana getirilmiş ve bunlar üzerine birçok bilginler tarafından şerhler yazılarak, hadisler senet bakımından incelenmiş ve İslâm hukukçuları­nın bazı hadisler üzerindeki ihtilafları ortaya konulmuştur. Bu hadis mecmuaları, fıkıh ki­taplarındaki tertibe göre bölümlere ayrılmış, ibadetlere taallûk eden hadisler başlı başına bir yer işgal etmiştir. Her bölüm için müstakil bir kitap unvanı verilmiştir: Akidler, siyer, ilim ve iman kitapları gibi.
    Bu hadis çalışmaları, müctehidin Sünnet'e başvurup ondan hüküm çıkarmasını kolaylaş­tırmaktadır; fakat onun, Sünnet'i genel olarak incelemesi, hüküm ifade eden hadisleri de derinlemesine araştırması, onların nâsih ve mensûh'unu tanıması, ifade ettiği hükümle­rin bilinmesi bakımından gerekli olan diğer çalışmaları yapması şarttır. Hükümlerle ilgili olan bütün hadisleri ezberden bilmesi şart de­ğildir. Ancak onları ve yerlerini, gerektiği za­man onlara müracaat metodlarıni ve hadis râvîlerini bilmesi gerekir.

    Mumsema "makaleler" başlığımızı ziyaret eder misiniz. yorum yazana dua ederiz

    TIKLA OKU


    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

  • #2
    4- Üzerinde İcmâ' ve İhtilaf Edilen Konuları Bilmek


    Müctehid için üzerinde icmâ1 edilen konulan bilmenin şart olduğu ittifakla kabul edilmiş­tir. Kesin olarak üzerinde icmâ' edilen konu­lar, farzların esaslarıdır; çünkü bunlar üzerin­de icmâ' edildiği tevatürle sabittir. Miras esasları, Kur'ân ve Sünnet'le nikâhı haram kılınan kadınların kimler olduğu üzerinde de icmâ' edilmiştir. Sahâbîler asrından müctehid imamlar çağma ve onlardan sonra günümüze kadar ittifakla kabul edilegelen İslâmî diğer esaslar da, üzerinde icmâ' yapılan hususlara dahildir.
    Üzerinde icmâ' yapılmış olan konulan bil­mekten maksat, onları her zaman anlatacak şekilde ezberlemek değildir. Müctehidin, an­cak araştırma konusu yaptığı mesele hakkın­da icmâ' veya ihtilaf bulunup bulunmadığım bilmesi kâfidir.
    Müctehid, selef-i sâlihin üzerinde icmâ' yap­tığı meselelerle birlikte fakihlerin ihtilafa düştükleri konulan da bilmelidir. Bu İtibarla müctehidin, Medîne ve Irak fıkhının metod ve farklarını bilmesi gerektiği gibi, doğru olanla doğru olmayan, nass'lara yakın olanla uzak olan şeyler arasında karşılaştırma yapa­bilecek akıl, İdrak ve takdir gücüne sahip ol­ması-lazımdır. Bu konuda Şafiî şöyle demek­tedir:
    "Müctehid, kendisine muhalefet edeni dinle­mekten kaçınmamalıdır; çünkü onu dinle­mekle kendisi gaflete düşmekten kurtulur ve doğru olarak inandığı şeyi tesbit gücü artar. Yalnız onun bu hususta çok çaba harcaması gerekir; tâ ki kabul ettiği şeyi neye göre ka­bul ettiğini, terkettiği şeyi neye göre terketti-ğini bilsin. Aynı şekilde, o kabul ettiği şeyle muhalefet ettiği şeyden müstağni kalmamalı­dır; tâ ki kabul ettiği şeyin, terkettiği şeyden neden üstün olduğunu, Allah'ın izniyle bil­miş olsun." {er-Risale, s. 510).
    Bu ifade gösteriyor ki İmam Şafiî'ye göre müctehid, kendi yönünden gaflete düşmeme­si ve doğru bulup inandığı gerçekte sağlam olması için muarızın görüşünü bilmelidir.
    İmam Ebu Hanife, "İnsanların en bilgini, on­ların ihtilaflarını en iyi bilendir" derdi; çünkü birbiriyle çarpışan görüşleri araştırmak, bun­lar arasında parıldayan hakikat nurunun orta­ya çıkmasını sağlar. İmam Mâlik de, Ebu Hanîfe'nin talebeleriyle görüşünce, onlara, kendisinin inceleme yaparken karşılaştığı meseleler hakkında Ebu Hanîfe'nin ne dü­şündüğünü sorardı.
    Gerçekte sahâbîler, tabiîler ve onlardan sonra yaşamış olan fakihlerin görüşlerini incele­mek, delil ve temayülleri bakımından onlar arasında karşılaştırmalarda bulunmak, kişinin tenkid, takdir ve araştırma melekesini gelişti­rir.
    İmam Şafiî, fakihlerin ihtilaflarından başla­yarak araştırmalarını derinleştirmek suretiyle fıkhın ölçü ve esaslarını tesbit etmiş ve böylece fıkıh usûlünü ortaya koymuştur.
    Allah'a hamd olsun ki sahâbîlerîn ve büyük şehirlerde ün salmış fakihlerin ihtilaflarını anlatan bir çok kitap vardır. Şirâzî'nin el-Mühezzeb adlı eseri ve Nevevî'nin buna yaz­dığı şerh, İbni Rüşd'ün Bidâyetu l-Müctehid ve Nihâyetü'l-Muktasıd'i, Hanbelî bilginle­rinden İbni Kudâme'nin el-Muğnfsi, İbni Teymiyye'nin Feîâvâ'sı ve Şerhu Süneni'l-Ahkâm adlı eserini burada anabiliriz. Bunlar arasında, Hanefî'lerle Şâfiîlerin ihtilaflarını anlatan Hanefî fıkhındaki hilaf kitaplarının çoğu gibi, iki mezhep arasındaki farkları açıklayan eserler de vardır.

    5- Kıyas'ı Bilmek


    İmam Şafiî'ye göre içtihad, bütün şekil ve metodlarıyla kıyas'ı bilmektir. Şafiî, daha ile­ri giderek, "içtihad kıyas"tir der. Bu itibarla müctehid, doğru kıyas'ın metodunu bilmeli­dir. Bu sayede o, hüküm ifade eden nass'lar-dan İstinbat edilen esasları öğrenmiş olur. Bu esaslar ona, içtihad ettiği konuya en yakın olan nass'ı seçme imkânını sağlar. Kıyas'ı bilmek, şu üç şeyi bilmeyi gerektirir:
    a- Kıyas için asi olan naslarla bu nassiann ifade ettiği hükümlere esas teşkil eden ve fer'in hükmünü asl'a baağlayan illetlerin bi­linmesi.
    b- "Taaddî (sirayet) etmediği sabit olan bir şey üzerine kıyas yapılamaz" prensibi gibi kıyas'la ilgili kaidelerle kıyas'a temel teşkil eden ve/er'i asl'a bağlayan illetin vasıfları­nın bilinmesi.
    c- Önceki müctehidlerin hükümlerin illetleri­ni ortaya koymada ve hükümler için esas ola­rak kabul edip bir takım fıkhî hükümler çıka­rırken dayandıkları vasıfları tesbit etmede başvurduklan metodlarm bilinmesi.
    el-Esnevî, müctehid açısından kıyas'ın bilin­mesi konusunda şöyle söyler: "Müctehid'in kıyâs'ı ve kıyas için muteber olan şartları bil­mesi gerekir; çünkü bu, bir içtihad kaidesi ve sayısız hükümlerin açıklanmasına götüren bir
    yoldur." (Şerhu Minhâci'l-Usûf).

    6- Hükümlerin Amaçlarım Bilmek


    İslâm'da hükümlerin amaçlarının kullar için rahmetten ibaret olduğuna yukarıda işaret et­miştik. Hz. Muhammed @'in peygamber ola­rak gönderilişinin asıl amacı budur. Nitekim Kur'ân'da, "Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (6: 107) buyurulmuştur. Bu umumî rahmet, derece sırasına göre zarûriyyât, hâciyyât ve tahsîniyyât olmak üzere üçe ayrılan maslahatlara İslâm'ın riayet etmesini gerektirmiştir. Aynı şekilde, İslâm'da güçlük ve sıkıntının kaldırılması, zorluğun değil, kolaylığın tercih edilmesi, bu rahmetin bir-icabıdır. İslâm'ın teklif ettiği meşakkatler, devamlı bir şekilde yapılması mümkün olan şeylerdir. Sürekli olarak yapıl­ması mümkün olmayan meşakkatler, büyük zararları defetmek amacını güder. Yeryüzün­de fesadı defetmek için cihadın farz kılınışı böyledir. Nitekim Kur'ân'da da şöyle buyu­rulmuştur: "Allah, İnsanların bir kısmını di­ğer bir kısmıyla defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok çok anılan mescidler yıkılıp giderdi. Andol-sun ki Allah, kendisine yardım edenlere yar­dım eder. Gerçekten Allah, güçlü ve yüce­dir." (22: 40).
    Müctehid, bunları bilmelidir ki, bu sayede kı­yas şekillerini, hükümlerin esasını teşkil eden vasıf ve münasebetleri anlasın; eğer kıyas'a dayanan re'y ile hüküm istinbat etmekle ye-tiniyorsa. Yok eğer kıyas'a dayaran re'y ile yetinmiyor ve maslahat-i mürsele veya bazı Mâlikîlerin deyimi ile isîidlal-i mürsel'e gö­re hüküm çıkarmak istiyorsa, insan maslahat­larının değişmez esaslardan olduğunu bilme­lidir.. Eğer o, maslahata göre fetva vermek is­tiyorsa, gerçek maslahatlarla nefsî ve şehevî arzulardan gelen ve vehimden ibaret olan maslahatları birbirinden ayırdetmelidir. Yine o, bir işteki maslahat ve mazarratı kavrayıp bunlar arasında karşılaştırma yapabilmelidir; tâ ki mazarratı defetmeyi maslahatı celbet-meye, bütün insanlara faydalı olan şeyleri, bazı kişilere faydalı olan şeylere tercih etsin; maslahat şekilleriyle mazarrat yönlerini ve bunların içtihad için birer esas teşkil ettiğini bilsin.
    Bunun içindir ki Şâtıbî, içtihadı şöylece iki esasa dayandırır:
    a- Sâri'in (Kanun Koyucunun) amaçlarını ve bunların maslahatlara dayandığını, İslâm'ın gözettiği maslahatların gerçek mas­lahatlar olduğunu, şehevî arzulardan gelen maslahatlara itibar edilmeyeceğini, bir işin bizzat faydalı veya zararlı olması bakımından gözönüne alınması gerektiğini bilmek. Bu konuda Şâtıbî şöyle der: "İnsan, Şâri'in amaçlarını bütün meselelerde anlayacak bir dereceye gelirse, o, ilim öğretme, fetva ver­me ve Allah'ın bildirdiği hükümleri açıkla­mada Peygamber @'in vârisi olma vasfını kazanmış olur."
    b- İstinbat yapabilmek için Arapçayı tam ola­rak kavrayıp Kur'ân ve Sünnet hükümlerini, fakihlerin icmâ' ve ihtilaf ettikleri hususlarla kıyas şekillerini bilmek. Bunların istinbat için birer vâsıta oldukları malumdur (el-Muvafa-kat).
    Şâtıbî'ye göre bu iki esastan birincisi asıldır, ikincisi de ona yardımcıdır; çünkü Şâri'in amaçlarını bilmek, içtihadın temelini teşkil eder. Arap dilini ve Kur'ân hükümlerini bİI-mek gibi diğer hususlar ise, birer ilmî müktesebât olup Şâri'in maksat ve gayeleri tam olarak bilinmedikçe bunlarla yeni bir hü­küm çıkarılamaz. Bu itibarla Şâtıbî, "birincisi asıl, ikincisi de ona yardımcıdır" demiştir.

    7- Doğru Bir Anlayış Ve İyi Bir Takdir Gücü­ne Sahip Olmak


    Bu şart, yukarıdaki bilgileri kullanmak ve gerçek görüşleri saçma olanlardan ayırdet-mek için bir vâsıtadır. Bu şartı, el-Esnevî, şöyle anlatır:
    "Müctehidin tariflerle burhanların şartlarını, bunların Öncüllerinin nasıl sıralandığını, ken­di görüşünde hatâya düşmemek için bu mukaddimelerden giderek istediği neticeye nasıl ulaşacağını bilmesi şarttır."
    Burada el-Esnevî, âdeta müctehidin Mantık bilmesini şart koşmaktadır; çünkü tarifleri, burhanları ve mukadimleri bilmek, Mantık il­minin konusuna girmektedir. Diğer taraftan Mantık ilmi bilginler arasında tartışmalara yol açmıştır. Bazı bilginler, Mantık ilminden hoşlanmazlar. Hattâ İbni Teymiyye, Mantık'ı tenkid için bir eşer yazmıştır. Sanırız ki miic-tehid için Mantık ilmini şart koşmayanlar, sahâbî ve tabiîlerin fakihleriyle müctehid imamlar fıkhı içtihadlarda bulunurlarken, he­nüz Mantık ilminin tercüme edilip Arap-İslâm dünyasına yayılmamış olduğunu gözö­nüne alarak böyle düşünmüşlerdir.
    Biz de müctehid için Mantık ilmini şart koş­mayanlara katılıyoruz; ancak Mantıkla uğraş­manın haram olduğuna kani değiliz. Hattâ Mantık aklî bir ilim olarak kültürü kuvvetlen­dirir. Tartışma esnasında kişiye büyük bir yardımcı olur. İnsana sağlam bir ölçü verir. Hakikatleri savunurken yardım eder. Gerçi, şer'î hükümler çıkarırken sırf Mantığa dayan­mak asla doğru olmaz. Müctehid için Mantık ilmini şart koşmamakla beraber, İmam Şafiî'ye uyarak, müctehidin hakikatleri kav­ramak için doğru bir anlayışa ve keskin bir görüşe sahip olması gerektiğini söylemek is­teriz.

    8- İyi Niyetli Ve Sağlam İtikad Sahibi Olmak


    Hâlis bir niyet, kalbi Allah'ın nuru ile aydın­latır; onu, bu yüce dînin Özüne ulaştırır, yal­nız gerçeğe yöneltir ve gerçekten başkasına meylettirmez. Yüce Allah, ihlasli kimsenin kalbine hikmet kapılarını açar ve doğru yolu göstererek onu hatâdan korur. İslâm, ancak kalbi ihlasla aydınlanmış olanların idrak ede­ceği bir nurdur. Bidat ve nefsî arzularının peşine düşerek veya temiz bir kalble nass'la-ra yönelmemek suretiyle itikadını bozan kim­senin düşüncesine, tefekkür kudreti ne olursa olsun, onu doğru hüküm çıkarmaktan alıko­yan bir şey musallat olur; çünkü kötü niyet, düşünceyi de kötüleştirir. Bundan dolayıdır ki, kendilerinden sonrakilere o derin fıkıh mi­rasını bırakan büyük imamlar, fıkıhta ün yap­madan önce ihlas ve takvâlarıyla meşhur ol­muşlardır. Onlarla ilgili haberler nur ve irfan­la doludur.
    İslâmî hakîkatı araştırmada ihlas, araştırıcıyı Öyle bir hale getirir ki, o bu hakikati nerede bulursa bulsun alır, taassuba kapılmaz, mutlaka kendi görüşünün doğru olduğunu ve başkalarının yanıldığını farz etmez. Nitekim büyük imamların hepsi, "bizim görüşümüz doğrudur, yanlış da olabilir; başkalarının gö­rüşleri yanlıştır, doğru da olabilir" derlerdi. Onlar, başkalarının görüşlerinin doğru oldu­ğunu anlayınca kendi görüşlerinden vaz ge­çerlerdi. İmam Şafiî, Sünnet'e olan bağlılığı sebebiyle, "Hz. Peygamber @'in hadîsine muhalefet edersem hangi yer beni taşır ve hangi gök beni gölgelendirir?" derdi. Yine O, "Bir Hadis görürseniz ona sanlın ve benim görüşümü duvara çarpın!" derdi. Ebu Hanîfe de, "Bu, bizim ulaştığımız en iyi neticedir; kim bundan daha iyisine ulaşırsa ona uysun!" derdi.
    Şâtıbî'nin deyişiyle içtihad, müctehidi Hz. Peygamber sav'in postuna oturacak bir dere­ceye yükseltir ve bu sayede o, Allah'ın hü­kümlerini açıklar. Hal böyle olunca bid'atve nefsi arzularına uyanlar, bu dereceye nasıl ulaşırlar!



    Mumsema "makaleler" başlığımızı ziyaret eder misiniz. yorum yazana dua ederiz

    TIKLA OKU


    Site Kurallarını Mutlaka Okuyalım

    FORUM KURALLARI

    Yorum yap

    Daha önce girdiğiniz içerik kayıt edilmiştir.içeriği geri yükle yada Sil.
    Auto-Saved
    Embarrassment :o Confused :confused: Smile :) Stick Out Tongue :p Wink ;) Mad :mad: Big Grin :D Frown :( Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
    x
    Insert: Thumbnail Small Medium Large Fullsize Sil  
    x

    Resimin üzerinde gösterilecek Mesajı veriniz

    Güvenlik Kodu Grafiği Resmi Yenile

    Unconfigured Static HTML Module

    Collapse

    Static HTML Module Content
    Hazırlanıyor...
    X