Duyuru

Collapse

RİCA :)

Kıymetli üye ve ziyaretçilerimiz
Okuduğunuz makalemizi yorumlar mısınız.
Devamını görüntüle
See less

İslamda Hilafet Nedir Kısaca

Collapse
X
Collapse
  •  

  • İslamda Hilafet Nedir Kısaca

    Hilafet ne demek? Dini kavram olarak HİLAFET

    Resmi gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

Resmin ismi:  slamda Hilafet Nedir Kısaca.jpg
Görüntüleme: 125
Büyüklüğü:  42.0 KB (Kilobyte)



    islamda hilafet var mıdır

    "Hilâfet" sözlükte bir kimseden sonra onun yerine geçme, temsil etme anlamına gelir. Halife de, bir kimsenin yerine geçen, onu temsil eden kimse demektir. İslâmî literatürde ise "hilâfet" Hz. Peygamber döneminden sonraki devlet başkanlığı makamını, "halife" de devlet başkanını ifade eden bir terim olarak kullanılır. İma­met veya İmamet-i uzmâ tabirleri de hilâ­fetle eşanlamlı olarak kullanılır.
    Kur'ân'da insanın Allah'ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratıldığı sıklıkla tekrar edilir (el-Bakara 2/30; el-En'âm 6/165; Yunus 10/14).
    İlgili âyetlerin üslubundan, insanın yeryü­zünde hak ve adaleti gerçekleştirmek, yararlı ve iyi İşler yapmak üzere ağır bir sorumluluk yüklenerek yeryüzüne gönde­rildiği, -bir bakıma- ilâhî adalet ve hakikati gerçekleştirebileceği yönünde Allah'ın güvenine mazhar olduğu anlaşılmaktadır. İnsanın yeryüzünde en şerefli varlık oluşu da buradan gelmektedir.
    Müslüman toplumlarda devlet başkanlı­ğına hilafet denmesi; halifenin, risalet görevi hariç Hz. Peygamberin yerine geçe­rek onun dünyevî otoritesini temsil etmesi, yeryüzünde dinin hükümlerini tatbik et­mek, dünya işlerini düzene sokmak üzere Allah'ın yeryüzündeki hakimiyetini temsil etmesi veya bütün müminlere ait olan hilafet ve yetkiyi temsil etmesi gibi sebep­lerle açıklanır. Bu açıklamalar, hilafet ta­nımlarına yön vermede önemli bir role sahiptir.

    Hz. Peygamber sağlığında iken hem peygamber olarak Allah'tan aldığı vahyi insanlara tebliğ etmiş, bunları açıklamış, hem de müslümanların dünyevî İşlerini düzene koymuş, hukukî ihtilâflarını çözüm­lemiş, ahlaken onları eğitmiş, siyasi birliğin tamamlanmasını müteakip de devlet baş­kanlığı, ordu komutanlığı görevlerini üst­lenmiştir. İslâm bilginleri, Hz. Peygarn-ber'in vefatıyla peygamberlik görevinin sona erdiği, buna karşılık diğer görevleri bir kişinin üstlenip bunları tek başına veya bazı görevlen ikinci derecede yetkili şahıs ve mercilere devrederek yürütmesi ve böylece müslümanların dirlik ve düzen içinde ya­şamasını temin etmesi gerektiği üzerinde görüş birliği içindedirler. Ancak bazı bilgin­ler, devlet başkanının İslâm'ın dünyevî ve toplumsal ilke ve hükümlerini uygulama görevini göz Önünde bulundurarak bu işe dinî bir karakter atfederken; bir kısmı da, insanların siyasi birlik ve düzen içinde ya­şamasını ve bu amaçla devlet kurmasını aklî ve tabiî bir gereksinim olarak görür,
    Kur'ân'da ve hadislerde devlet başkanlı­ğı, devlet başkanında bulunması gereken şartlar, bu kişinin görev ve sorumlulukları gibi konular yer almaz. Sadece hak ve adalete bağlı olma, şûra ve meşveretle iş görme, zulmü önleme, İslâm'ın emir ve kurallarına uygun davranma ve onları uy­gulamada birlik ve bütünlükten ayrılmama gibi genel ilkelerden sözedilir. Hz. Pey-gamber'İn tatbikatında devlet ve kamu yönetimiyle de ilgili birçok güzel Örnekler vardır. Hz. Peygamber'in vefatından sonra İlk dört halifenin işbaşına geliş usulleri ve yönetim tarzları, bunu izleyen Emevi ve Abbasi iktidarları müslüman bilginler için önemli bir kültür birikimi ve gözlem konu­su olmuş, hilafetle ilgili görüş, kaygı ve temenniler de bu bağlamda dile getirilmiş­tir. Gerek çeşitli eserlerde değişik vesileler­le dile getirilen görüşler, gerekse hicri be­şinci asırdan itibaren yazılan "el-ahkâmu's-5u!taniyye" adlı eserlerde yer alan ifadeler, müslüman bilginlerin kendi şartları, gele­nek ve imkânları içinde en İyi yönetim biçimini arama, mevcut sistemi iyileştirme çabalan olarak değerlendirilebilir. Bunun için de krallık, şeflik, mutlakıyet ve saltanat dışında yönetim biçiminin bilinmediği bir devirde halifenin ehlu'l-hal ve'l-akd denilen bir kurul veya kesim tarafından seçilmesi, halkın biatinin alınması, dinî kuralları açık­ça çiğneyen halifenin görevden azli, halife­nin ümmete ait egemenliği temsil ettiği, halifenin tanrısal bir gücünün olmadığı ve kişisel olarak Allah'a karşı sorumlu olması dışında görevi sebebiyle müslümanlara karşı da sorumluluk taşıdığı gibi hususların ele alınıp tartışılması âmme hukuku tarihi ve doktrini açısından ileri bir adımdır. Kaldı ki İslâm dini müslümanların nasıl bir siyasal organizasyon içinde kimler tarafından yönetileceği konusundan ziyade, ehil ola­nın işbaşına gelmesi, onun da hak ve adale­ti hakim kılması, ferdî ve uhrevî sorumluluk taşıması, Allah'ın huzurunda hesap vere­ceğinin bilinci içinde olması, kötülük, haksizlik ve zulmü Önlemesi, katı ve baskıcı olmayıp İnsanlarla istişare ederek iş gör­mesi gibi temel noktalar üzerinde durmuş, kişilerin böyle bir dinî ve ahlâkî kıvamda ve yetişkinlikte olmasına öncelik vermiştir. Esasen üst bir kurum olan devletin yönetim biçimi ve siyasal yapılanma konuları, top­lumların gelenek, kültür ve sos-yal değer­leriyle yakından ilişkili olduğundan, evren­sel bir iddiası ve mesajı olan İslâm dininin bu konularda ayrıntıya girmemesi onun temel niteliklerinin tabiî gereğidir. Dolayı­sıyla, İslâm âmme hukukçularının hilâfet ve halife ile ilgili olarak ileri sürdükleri görüş ve Önerileri bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

    Klasik dönem İslâm âmme hukuk doktri­ninde, halifede bulunması gerektiği düşünü­len şartlar, özellikle halifenin o toplumda en bilgili, erdemli, itibarlı ve liyakatli kimse olması gereği ve bunu sağlayacak tedbirler üzerinde ayrıntı ile durulur. Değişik vesile­lerle, halifenin şûra veya ehlu'l-hal ve'l-akd denilen kurulun seçimiyle veya bir nevi ge­nel seçim demek olan halkın biatıyla işbaşı­na gelmesinin önemi vurgulanır. Mevcut halifenin, kendi yerine geçecek halifeyi belirlemesinin ("istihfaf") aday gösterme mi yoksa atama mı olduğu hususu ise tartışma­lıdır. İslâm hukukçuları genelde, her durum­da halktan veya ehlu'l-hal ve'l-akd denilen (ümmetin bilgili, seçkin ve toplumda ağırlığı olan temsilcilerinden oluşan) heyetten biat alınması gereği üzerinde durarak, halifenin yetkisini veraset ve saltanat usulünden değil ümmetten aldığı fikrini vurgulamaya çalışır­lar. Zorla işbaşına gelen ve halkın kendine itaat etmesini sağlayan kimsenin de, Al­lah'ın hükümlerini açıkça çiğnemediği süre­ce meşru halife olduğu, mevcut halifeye günahkâr da olsa isyanın caiz olmadığı yö­nünde kitaplarda yeralan ifadeler fiilî duru­mu kabullenme veya kuvvet karşısında suskun kalmayı teşvik olarak değil de, üm­meti tekrar fitne ve kargaşaya sürüklemek­ten çekinme, ümmetin birlik ve dirliğini koruma fikrine ağırlık verme olarak değer­lendirilebilir. İslâm bilginleri bu tutumu benimserlerken, adil-zalim, iyi-kötü, dindar-fâsık gibi nitelemelerin özellikle siyasal çekişmenin arttığı dönemlerde oldukça izafî ve bulanık bir karakter taşıyacağı noktasını da göz önünde bulundurmuş oldukları dü­şünülebilir. Bununla birlikte, bu konuda klasik literatürde yer alan bilgilerin o günün hilafet ve saltanat sisteminin olumsuz yön­lerinin tesiri altında kalmadığı da söylene­mez. Çünkü tarih boyunca İslâm toplumun­da hiçbir zaman eksik olmayan saltanat kavgalarının ve siyasal görüş farklılıklarının haliyle İslâm bilginlerini de etkilemiş, onları mevcut siyasal iktidarın yanında veya karşı­sında tavır almaya zorlamış olabileceğini gözardı etmemek gerekir. Nitekim halifede aranan şartlar, biatin şekli, seçici kurulun sayısı ve özellikleri, halifenin meşruiyetini belirleme yolları gibi konularda yer alan bazı değerlendirmeler incelendiğinde bunların, ilk dört halifenin meşruiyetini vurgulama, Hz. Ali'nin veya Emevi halifelerinin hilafetini gayri meşru gösterme gibi gayretlerin ürünü olduğu izlenimi edinilebilmektedir. Öte yandan, İslâm hukukçuları görüşlerini kendi dönemlerinde mevcut siyasal ve sosyal yapıyı ve bir de dört halife dönemini model alarak ve İkisi arasında karşılaştırmalara giderek açıkladıkları için, kaynaklarda bu­gün için fazlaca amelî değeri bulunmayan bazı yargı ve temayüllerle karşılaşmak da mümkündür. Dolayısıyla, halifenin hak ve yetkileri, görevleri, görev süresi ve azli, şûra meclisiyle ilişkileri, devletin temel organları ve yapısı gibi konularda ileri sürülen görüş ve önerilerin bu bağlamda değerlendirilme­sine ihtiyaç vardır. Bu konulan İslâm hukuk­çularının ayrıntılı şekilde ele atmış olması ve mevcut doktriner görüş farklılıkları müslüman toplumlarda en iyi yönetim biçi­mini bulma, hak ve adaletin gerçekleşmesi­ni sağlama gayretlerinin bir ürünüdür. Hali­feye de "Allah'ın halifesi" veya "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" denmesini doğru bulmayıp onu "Peygamberin halifesi", "İmâm", "Müminlerin emiri" gibi adlarla anmaları, (fıkıh usulündeki hüküm kaynağı anlamında hakimiyetin Allah'a ait olmasına karşın) İslâm âmme hukukunda yönetse! yetki anlamında egemenliğin kaynağının ümmet olduğunu, halifenin de tanrısal bir güce sahip bulunmadığını gösterir. Bu iti­barla İslâm düşüncesinde devlet başkanının mutlak bir yetkisinin bulunmadığı, yetkisi­nin İslâm'ın genel ilkeleriyle ve ilahî iradeyle sınırlı olduğu, teokrasi, saltanat ve istibda­dın İslâm'ın öz ve amacına aykırı düştüğü söylenebilir. Ümmete ait olan egemenliğin kim veya hangi kurum tarafından nasıl kul­lanılacağı, adının ne olacağı, dünyada müslümanların tek bir devlet, siyasal veya organizasyon altında birleşmeleri, anayasal kurumların oluşum ve görev dağılımı gibi daha çok şekille ve üst yapı ile ilgili konular ise, İslâm'ın genel ilkelerine aykırı düşmedi­ği sürece her toplumun kendi kültürel biri­kim, şart ve imkânları ışığında belirleyip karar vereceği hususlar olarak görülebilir
    İslam Ansiklopedisi

      Yorum izini

      Resimin üzerinde gösterilecek Mesajı veriniz

      Güvenlik Kodu Grafiği Resmi Yenile

    Latest Articles

    Collapse

    • İslamda Hilafet Nedir Kısaca
      Son yazan mumsema
      Hilafet ne demek? Dini kavram olarak HİLAFET




      islamda hilafet var mıdır

      "Hilâfet" sözlükte bir kimseden sonra onun yerine geçme, temsil etme anlamına gelir. Halife de, bir kimsenin yerine geçen, onu temsil eden kimse demektir. İslâmî literatürde ise "hilâfet" Hz. Peygamber döneminden sonraki devlet başkanlığı makamını, "halife" de devlet başkanını ifade eden bir terim olarak kullanılır. İma­met veya
      ...
      27-07-2020, 10:30 PM
    • Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın toplumumuzdaki önemi nedir?
      Son yazan mumsema
      Paylaşma ve yardımlaşmanın önemi kısaca



      Yardımlaşmanın sosyal hayatımızdaki yeri



      Yüce Rabbimiz insanoğlunu diğer yaratıklardan üstün, şerefli ve yüce bir varlık olarak yaratmıştır. Dolayısıyla insan, medenî bir varlık olup ancak toplum içinde medenî bir hayat yaşayabilir. Hiçbir insanın toplumdan kopuk ve tek başına bir yerde medenice yaşaması mümkün değildir. Toplumun mutluluk, huzur ve refahı ise bireylerin mutluluk ve
      ...
      24-07-2020, 11:05 AM
    • İslama göre hasta ziyaretinin önemi
      Son yazan mumsema
      HASTA ZİYARETİ



      islamda hasta ziyaretinin önemi

      İslâm, hayatın her yönüyle ilgilenmiş, insanlara, en doğru ve mükemmel yolu göstermiştir. Hayatı güzelleştirip, yaşanacak hale getirmek için, sosyal ilişkilere büyük bir önem vermiştir. Zira İslâm: Birlik ve dirlik içinde yaşamayı, karşılıklı sevgi ve saygı ile yardımlaşmayı, bedeni ve ilmi çalışmayı, özde, sözde ve işte, en güzele ulaşmayı, iyiye ve doğruya çağırmayı,
      ...
      18-07-2020, 10:57 PM
    • İslam'da ölüye saygı
      Son yazan mumsema
      ÖLMÜŞLERİMİZE SAYGI



      Bu dünyanın fani oluşunu birçok vesileyle görür ve idrak ederiz. Ağaçlar yeşerir, sonra sararır ve yapraklarını döker. İnsanlar doğar, yaşar ve ölürler. Ölüm gerçeği her canlının başına gelecektir. Allah Teâlâ: “Her nefis ölümü tadacaktır” (1) ayet-i kerimesi ile bunu hatırlatmakta ve bir gün huzuruna çıkacağımızı bize haber vermektedir. Her ölüm haberi aldığımızda, bir tarafımızın eksildiğini hissederiz. Minarelerden yükselen sala sedalarının
      ...
      18-07-2020, 10:17 PM
    • Sözünde durmak "Ahde vefa"
      Son yazan mumsema
      AHDE VEFA (Sözünde Durmak)

      وَلَقَدْ كَانُوا عَاهَدُوا اللَّهَ مِن قَبْلُ لَا يُوَلُّونَ الْأَدْبَارَ وَكَانَ عَهْدُ اللَّهِ مَسْؤُولاً


      Ahde vefa "sözünde durmak, verdiği sözlere bağlı kalmak, özü ve sözü doğru olmak" anlamlarını içine alan İslam ahlakının en önemli prensiplerinden biridir.
      Kurana göre ahde vefa, iman ederek Allah ile
      ...
      10-07-2020, 10:33 AM
    • Kısas ne demektir kısaca bilgi
      Son yazan mumsema
      KISAS (kısas anlamı ne demektir)



      Kısasa Kısas Nedir? İslam Dininde Kısas Kavramının anlamı


      Hukuk dilinde kısas, suçluya işlediği su­çun dengi bir cezayı tatbik etmek demek­tir. İslâm ceza hukukunda ise, kasden adam öldürme ve yaralama suçlarında gerekli şartların da bulunması kaydıyla suçluyu işlediği fiilin dengi bir ceza ile ceza­landırmayı ifade eden birterimdir.

      İslâm öncesi birçok din ve hukuk siste­minde hayvanların hatta cansız eşyanın
      ...
      10-07-2020, 06:31 PM
    • Ayet ve hadisler ışığında Zamanın önemi
      Son yazan mumsema
      ZAMANIN ÖNEMİ



      Kuran’ı Kerim’de zamana bir çok yerde yemin edilmiştir. Örneğin Asr Suresi’nde “Zamana yemin olsun ki...” denilmektedir. Meşhur müfessir Fahreddin er-Razi bu ayeti başından geçen şu olaydan sonra anladığını ifade etmektedir: “ Kendisi bir gün pazarda gezerken bir satıcıya rastlar. Sıcak bir günde buz satmaktan olan bu kişi şöyle bağırmaktadır: ‘Sermayesi eriyip tükenmekte olan şu kişinin buzlarından alan yok mu?’”
      ...
      05-07-2020, 06:09 PM
    • İsraf nedir israf türleri nelerdir
      Son yazan mumsema
      İSRAF

      (Ayet ve Hadislerle İsraf hakkında bilgi)



      israfın çeşitleri nelerdir maddeler halinde


      Konumuz israftır. İsraf nedir? Hangi konularda israf olur? vb konularda size bazı hususları hatırlatmak istiyorum.
      Değerli Müminler! Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurmaktadır:

      “İsraf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” buyurmaktadır. Yine Allah Rasulü bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:


      ...
      05-07-2020, 01:34 PM
    • Noel Nedir? İslamda Noel Kutlamak
      Son yazan mumsema
      Dinimiz İslamda Noel Kutlamak



      Noel Ne Demek? Noel neden kutlanır

      Hıristiyanların Hz. İsa'nın doğum tarihi olarak kabul ettikleri 25 aralıkta kutladıkla­rı dinî bayramın adı.

      İndilerde Hz. İsa'nın ne zaman doğduğu­na dair bir bilgi olmadığı gibi IV. yüzyıldan önce de böyle bir kutlama yapılmıyordu.

      Bununla birlikte, kimi ilk dönem Kilise tarihçileri, Basilidianların (II. yüzyılda yaşa­yan "Basilide"
      ...
      16-12-2019, 10:31 PM
    • Tövbe Etmek Nedir? Tövbenin Faydaları Nelerdir?‎
      Son yazan mumsema
      İSLAM’DA TÖVBE



      TEVBE NE DEMEKTİR NASIL EDİLMELİDİR


      Sözlükte ‘pişmanlık, dönüş, nedamet’ gibi anlama gelen tövbe, İslami bir kavram olarak, kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olup, onları terk ederek Allah’a yönelmesi, emirlerine uymak ve yasaklardan kaçınmak suretiyle Allah’a sığınarak bağışlanmasını dilemesi demektir. İnsanoğlunun günahından dolayı tövbe etmesi farzdır. İlk olarak Hz. Âdem ile başlayan
      ...
      25-06-2020, 09:28 PM

    Categories

    Collapse

    Hazırlanıyor...
    X